“Olancası bir tutam can(ımzı)/ Gadasına belasına sunduğum(uz)” ,

“Toprağına taşına (…) /…karakışına” vurulduğumuz,

şu ekinler ekini, türküler türküsü, ülkeler ülkesi Türkiye,

baştan başa gönül bağımız, baştan aşağı gönül bahçemiz.

Kuruçay köprüsünden geçip, öte yana, su değmemiş toprak, biçer eseri hozan boylarından Arguvan’a yönelirken bu duygular açıyor içimde.

İlkokuldayım, Hayat Bilgisinin, Türkçe’nin içindeydim, köy resimlerinde yürüyorum sanki. Kitaplar doğurmuş bizi, bahçe bağ yoğurmuş.

Kitaplar değin aziz, doğa gibi temiz kalbimiz.

“Pınar gibi dupduru ha / Öylesine bir sevda / Nasıl istemişse doğa”(S.S.)

 * * *

Topraklara su değmemiş ama bin metre ötede baraj suları parlıyor.

Borular niye döşenmemiş, niye Çukurova edilmemiş buralar diyorum.

Şotik Barajını bekliyor toprak diyor arkadaşım.

Yönümüz Arguvan, durağımız ERMİŞLİ.

Ermişli Dördüncü İmam Cafer Şenlikleri.

 * * * 

İmam Cafer, Emevi’nin battığı, Abbasi’nin çıktığı sıralarda, (699-765) Medine’de yaşamış, Müslümanları, inanç, ahlak, ahkam yönünden uyarmış, on beş eser yazmış, Emevi’nin haksızlıklarına karşı durmuş,  gücüyle Abbasi’yi ürkütmüş ve sonunda Medine’de Sultan Mansur tarafından zehirlenerek öldürülmüştür.

Ermişli ile İmam Cafer ilgisi buradaki türbenin O’na adanmış olması.

Altıncı İmamın Evlatlarına verdiği on iki öğütten altıncısı politikacılar için çok önemli: Halka kuyu kazanlar, her zaman kazdıkları kuyuya düşerler. Böylece layık oldukları cezayı kendi elleri ile kendilerine vermiş olurlar.

 * * *

Arguvan’ı sıyırıp, sağa Karahöyük, Ermişli yoluna sapıyoruz. Onbeş kilometre kadar yolumuz var.

Yol asfalt, yol inişli-çıkışlı ve keskin dönüşlü. Araba zor gücün sığıyor. Tel araba sürüdüğüm yolları anımsıyorum.

Eski, kerpiç evli Karahöyük köyünü geçiyoruz. Arkadaşımın eşi diyor ki “Karahöyük’lülerin gençleri Ermişliler gibi köylerine bakmıyorlar. İnsan gelir baba ocağını yaptırır, yaşatır.”

 * * *

Tam da lokma dağıtımı sırasında varıyoruz.

Şenlik eşittir canlılık. Ortalık insan kaynıyor. Arabalar dizi dizi. Ama çocuk neredeyse hiç yok. Kızlı erkekli gençler, yetişkinler lokmalarını almışlar bir kenarda yiyorlar. Kapalı yerler yapılmış, plastik sandalyeler, masalar var.

Plastik, derin kabı, kaşığı aldım torbadan, sıraya girdim. Kazandan buhar tütüyor. Adam aldı mı eline kabı doldurup veriyor.

Lokma dediğimiz yoğun etli bulgur pilavı. Biraz yağlı olması dışında çok lezzetli. Çocuklarımla bitiriyoruz. Doymasan yine alabilirisin, bol.

Tam kırk koç kesilmiş, on yedi kazan kaynamış.

Her yan, Atatürk, Hz. Ali posterleri ve  Bayraklarla süslü.

Ortam seni mutluluktan uçuruyor.

Genci yaşlısı, yeni, eski giyimlisi türbeye giriyor, dua ediyor, içerdeki mezarları öpüyor, yüz sürüyor.

Ben de bir Fatiha armağan ettim aziz ruhlarına.

Bir orta yaşlı bayan: “Uy kurban olam ben size, uy kurban olam ben size, siz birbirinize yoldaşsınız, siz birbirinize yoldaşsınız.” sözlerini yineleyerek saygı ve coşku ile mezarları dolanıyor, tek tek öpüyor.

 * * *

Köyü yol boyu gezdik.

Bir çok tanıdık-arkadaşla karşılaşıyoruz, hal hatır ediyoruz.

Soğuk sulu, yalaklı pınarlar, tertemiz avlusu dut, iğde gölgeli evler.

Abbas Yücel amcayla konuşuyorum. Büyük bir dutun dibinde oturuyor. Kaç haneli bu köy diyorum. Kaç haneli olacak, evler bomboş, kendi evlerini gösteriyor-koca evde iki ihtiyar oturuyoruz diyor.

Konser yerine geliyoruz. Okulun bahçesi. Sandalyeler dizilmiş. Yolun üstündeki evlerde oturanlar ağaçların dibine akşamki konser için düzen kuruyorlar, hazırlanıyorlar.

Ermişli İlkokulu kapatılmış. Taşımalıya geçilmiş.

Okul kapanmış ama, kapılar açık, sıralar yerlerinde, kimin üst üste tozlu kırık kırık, duvarda Bayrak, Atatürk, İstiklal Marşı sökük, tarih şeridi, yaz köşesi, kış köşesi, sıranın üstünde iç organları görülen plastik adam, yerdeki yangın kum tenekeleri, kancaları, yırtık kitaplar, kapısında öğretmenler odası yazan küçücük oda…

Demek ki bu köyde öğretmen yok…

* * *

Ülkemizin insanı deli eden güzelliklerine, ormanlar kadar, pınarlar kadar, türküler kadar güzel insanlarına, engin ovalar büyüklüğünde, kaysı çiçekleri aklığındaki duygularla yeniden, yeniden dolarak ve Şenlik emekdaşlarını yürekten kutlayarak Ermişli’den ayrılıyoruz. 

(14 Temmuz 2006 Gerçek Gazetesi-Yazım)

KİM NE SANIR?

Kamış, ses verince; NEY oldum sanır, Abdal, ata binince; BEY oldum sanır, Kupa, sarhoş elinde MEY oldum sanır, Cebir, zorba emrinde; REY oldum sanır.

İplik, elde gerilince; YAY oldum sanır, Sıpa, kısrak yanında; TAY oldum sanır, Gasp, haydut üleşince; PAY oldum sanır, Yolak, içinde su akınca; ÇAY oldum sanır.

Topuk, Kırata kakınca; BAŞ oldum sanır, Eğri, ahunun betinde; KAŞ oldum sanır, Gazel, dalda kalınca; YAŞ oldum sanır, Kum, harça girince; TAŞ oldum sanır.

Kütük, çaya düşünce; SAL oldum sanır, Kök, yerden çıkınca; DAL oldum sanır, Hal, çingen dilinde; FAL oldum sanır, Yal, kaba konunca; BAL oldum sanır.

Tümsek, ovada yığılsa, DAĞ oldum sanır, Gün, miskine sorunca; ÇAĞ oldum sanır, Şalgam, aşa girince; YAĞ oldum sanır, Vaha, çölün içinde; BAĞ oldum sanır.

Yablak, yüzüne gülünce; YAR oldum sanır, Kırağı, şafaka erince; KAR oldum sanır, Tef, çingen kolunda; TAR oldum sanır, Kemik, itin ağzında; ZAR oldum sanır.

Yonga, yosun içinde; KAV oldum sanır, Kumsal, dalga altında; TAV oldum sanır, Kıvılcım, yanan tende; LAV oldum sanır, Ses, çalgı telinde; SAV oldum sanır.

Tavuk, komşu gözünde; KAZ oldum sanır, Kıymık, suyun içinde; SAZ oldum sanır, Çile, derviş gönlünde; HAZ oldum sanır, İnat, keçi huyunda; NAZ oldum sanır.

Mıcır, kopsa kayadan; TÖZ oldum sanır, Değnek, körün elinde; GÖZ oldum sanır, Yalan, çıkınca dilden; SÖZ oldum sanır, Kül, sönen ocakta; KÖZ oldum sanır.

Kuytu, muhtaç anında; HAN oldum sanır, Leş, sırtlan karnında; CAN oldum sanır, Arka, köçek belinde; YAN oldum sanır Ayıp, rezil dilinde ŞAN oldum sanır.

Diken, bülbül konunca; GÜL oldum sanır, Gayret, namert işinde; ZÜL oldum sanır, Kömür, ateş görünce; KÜL oldum sanır, Aba, Yörük perinde; TÜL oldum sanır.

Parmak, tetik çekince; KOL oldum sanır, Sağ, ayna önünde; SOL oldum sanır, Dar, cılız belinde; BOL oldum sanır, Kıl, sırat üstünde; YOL oldum sanır.

Kertek, çerçeve üstünde HAT oldum sanır, fakir yeninde; KAT oldum sanır, Yavan, tatsız ağzında; TAT oldum sanır. Şah, benim elimde; MAT oldum sanır... ABDURRAHİM KARAKOÇ