Dün Malatya merkezli yaşanan 5.9 büyüklüğündeki deprem, yine hatırlattı ki bu coğrafya depremlerle iç içe yaşamaya devam ediyor. Depremin şiddeti ve merkezi hakkında çeşitli raporlar paylaşılırken, farklı kaynaklardan gelen 5.9 ve 6.0 büyüklüğündeki açıklamalar arasında ufak farklar vardı.
Vatandaşlar, özellikle okullarda çocukların yaşadığı korku dolu anlar ve sokağa dökülen Malatyalılar göz önüne alındığında, bu olayın ne kadar sarsıcı olduğunu bir kez daha gördüler.
AFAD, Şanlıurfa, Elazığ ve Malatya illerinde toplam dört binanın hasar gördüğünü açıkladı. Ancak, belki de deprem sonrası en büyük teselli, can kaybının olmamasıydı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın bu konuda yaptığı açıklama, halkın endişelerini bir nebze olsun hafifletti.
Fakat yıkılan binalar, kayan kayalar ve devrilen istinat duvarları bize tehlikenin her an kapımızda olduğunu hatırlatıyor.
Yer Bilimleri Uzmanı Serkan İçelli, bu depremin "beklenen bir deprem" olduğunu belirterek, bölgenin kısmen rahatladığını ifade etti. Ancak, bu tür açıklamaların halk üzerindeki etkisi her zaman tartışmalıdır.
Rahatlamak mı? Yoksa bu tür depremlerin, daha büyük sarsıntıların habercisi olabileceğini düşünerek daha tedbirli mi olmak gerekiyor? Malatya gibi deprem kuşağında yer alan şehirlerde, risk her zaman var.
Bu deprem bize, bölgenin hâlâ yeterince hazırlıklı olmadığını hatırlattı. Altyapının güçlendirilmesi, yapı denetiminin daha etkin yapılması ve okullarda kriz yönetimi konularında alınacak tedbirler, gelecekte yaşanabilecek daha büyük felaketlerin önüne geçmek için atılacak en önemli adımlar olacaktır.
Halkın güvenliğinin sağlanması için devletin tüm kademelerinin el ele vermesi, bu süreçte en hayati meseledir. Unutulmamalıdır ki, deprem değil, tedbirsizlik öldürür.
Görünen o ki hepimizin de beklediği gibi birkaç yıl daha bu korku ile zaman zaman 6 Şubat’a dönerek yaşamaya devam edeceğiz. Malatya’da dert başa sardı, 6 Şubat’ta yaşanılanlar bir kez daha hatırlandı.