İnsanların öyle anları oluyor ki, rutinden farklı şeyler yapası geliyor. Tam oldu derken hayda! O da ne,  yine bir şeyler ters gidiveriyor ve her şey sil baştan tepetaklak oluyor.

Tam hadi bir kahve molası diyecekken;

 Bir yandan Gazze katliamları, bir yanda şehit cenazeleri, bir yanda deprem sallanmaları.

Kuzey Irak şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet, makamları Ali olsun. Ülkemizin başı sağ olsun.

Ülkede yaşanan hiç arzu etmediğimiz şeyler asla eksik olmuyor hayatımızda.

Hayatın bu zelzelelerine yürek dayanmıyor.

Gazze’de katledilen mezarsız şehit çocuklara mı yanalım; Kuzey Irak’ta şehit edilen gençlerimize mi yanalım; randevusunu asla unutmayıp sürekli bizi ziyarete gelen depreme mi yanalım. Bizde akıl kalmadı desek yeri olur. Çünkü hangisini es geçebileceğiz ki. Asla.

Bu kader derdin kederin içinde ülkemizde hummalı bir hengame de yaşanıyor. Bu da sanırım yaralayıcı bir durum benim nazarımda. Herkese saygı duyarım.

En büyük handikabımız bize ait olmayan şeylere müthiş bir sempati duymamız.

Hayat pahalılığı var diyorlar ki, vardır. Noel’e özel hazırlıklar yapıyoruz. Çağa çocuğumuzun rızkından kısarak veya fakir fukaraya vermemiz gereken meblağları Noel hazırlıklarına yapıyoruz. Binlerce Hindi kesiyoruz. Tonlarca içki siparişleri veriliyor. Zaman zaman sahte içkiler ile ölen vatandaşlarımız yok değil.

Vatandaş olarak yaşananlara dirençli tepki vermediğimiz sürece uzun vadede normalleşen bir hal alıyor her şey.

Dünyada Müslüman olmayan hiçbir ülkenin dini bayramlarımız için hazırlık ve kutlama yaptıklarına şahitlik etmiş değiliz. Her ne hikmetse bizim batı hayranlığımız bilim, teknoloji ve sanata değil; tüketime yönelik olarak; gösterişe, giyim kuşama, inanç ve yaşam şekillerine sirayet etmiş.

Neyse konumuza gelelim!

Bazen üzüm yemek isterken bağcıyı dövmemiz olmuştur ki, oluyor. Asla olmamalı. Derdim üzüm yemek.

Tam ülkede huzur ve sükûnet var diyeceğimiz bir anda bir şeyler oluyor ve o huzurumuz kalmıyor. 7 Ekim’den bu yana şehit olan çocukların sayısını unutur olduk artık. Hayranı olup sadece yaşam şartlarına özen gösterdiğimiz insanlardan zerre insanlık dersi almamışız.

Müslüman olmamasına rağmen çocuk ölümlerine öyle anlamlı tepkiler veriyorlar ki bize acaba dememiz gerekirken; hakim kanı “Araplar için ne Yapsan boş” oluyor. Bu da ne kadar insanlığa uzak olduğumuzun göstergesi.

Şehit yakınlarının acısına vereceğimiz tepkilerine; “Sen kimsin lan” diyebilecek kadar zıvanadan çıkmış sözüm ona aydınların tavırları uykularımızı kaçırıyor.

Öte yandan ilk kıblemiz “Mescid-i Aksa” esaret altında iken Yahudi malı hayranlığından vazgeçemiyoruz. Markette Türk Malı arayanlara ahmak muamelesi görülüyor.

Şunu asla unutmayalım. Dünyada yaşanan katliamların hemen hemen hepsinin görünen veya görünmeyen katilleri ABD’dir. Girdiği her ülkeye demokrasi getirteceğiz morfini ile o ülkeleri yaşanmaz hale getiriyor. Sonra yardım adı altında parçalayıp dizayn ediyor.

Kültürümüzde bu durumu anlatan çok deyim ve vecizeler var ama yeri değil.

Bazen frekansları o kadar es geçiyoruz ki, tepkilerimizin hadi hesabı yok.

Uç söylemler insanın kahve yudumlamasına engel.

Bir kahve içip huzur bulmak isteriz ama öyle görünüyor ki, bu asla mümkün olmayacak. Uykularımız kaçıyor, kaçtıkça kin ve nefretlerimiz ayyuka çıkıyor.

Ezcümle: Kendimiz olalım; değerlerimize sahip çıkalım; inançlarımızın gereğini yapalım (inançlarımız her ne olursa olsun); insanlara insan oldukları kadar değer verelim. Kendi başarı ve varlığımız için diğer insanları asla ötekileştirip etiketlemeyelim. “İnsan olması bize yeter” diyelim.

Bu coğrafyanın yaşayanları isek keyifle kahve yudumlamak nasip olmayacak gibi. Nasip olanlar keyifleri kaçmayanlardır.

O vakit belki kahvenin de çayın da sohbetinde tadı olacaktır. Çocukların ölmediği, şehitlerimizin olmadığı kardeşçe bir yaşam için kalın selametle.