Bir çuval inciri berbat etmişti yine. Hiç beklenmedik bir durum olduğunu söyleyip duruyorduk.
Nice kahinin kehanetlerini alay konusu haline getirebilecek güçte olan şey, planlanan yolun tam ortasına kazık gibi dikiliverdi.
Öyle bir gerçek ki herkesin hayatında olan, hiç kimsenin umurunda olmayan?
Yanı başımızda rastladığımızda kolayca bir sebebe bağlayabildiğimiz, karşımıza dikildiğinde sonrasını kestiremediğimiz şey.
Ölüm!
Hayatta paylaşılmış en adil şey!
Sürekli yolculuk yapanların son durağı...
Sebeplere bağlanmaksızın yaşayacağımız tek birliktelik...
En sevdiklerimizin omuzlarından yerin dibine gireceğimiz gün...
Kiminin sonu, kiminin bekleme salonu, kiminin yeni başlangıcı...
Herkesin kafasında kendi cenneti.
Tabi ki birilerini sokacak bir de cehennemi...
Kuralları kendi koymuş haspam.
Girebilmek için ne kanun tanıyor ne de nizam.
Bir zebani uydurmuş düşmanını tutup çeken
Kendinin de hurisi var se.s manyağı vesselam.
Uydurma cenneti var edenlerin
Şefaatçisi ya iblistir ya da şeytan.
Her şeyin varlığı bir başka şeyin varlığına armağan olabilir. Satırlara muhtaç entelektüel gaspçıların varlığı da cehaletin varlığına armağan edilmelidir.
Nitekim;
Soruyorum “kimsin sen?” diye. İnsan sarrafıyım der bay ve bayan medeni,
İki satır okumaz, okumayı teklif edersin, çekilir hep geri.
Şimdi soruyorum ilimle bilimle uğraşmayanın hangi dinde vardır yeri?
Okuduğu insanı yüce kitap sananın bizim kitaptaki adı beyinsiz serseri!
Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın...