Malatya denince akla ilk gelen kayısısıyla meşhur bir il oluşumuzdur muhtemelen.
Bugün yıllarca Malatya’da yaşamış, sonra iş gereği memleketinden ilk defa ayrı düşmüş bir arkadaşımla sohbet ederek yazıyorum sizlere.Tarihi, kültürü, adetleri, örfleri, misafirperverliği, Battalgazi’si, Yeşilyurdu’yla, ilçelerinde gizlenmiş güzellikleriyle ve her şeyden önemlisi insanı, insanlığıyla MALATYA.. .
Bu ülkenin tüm insanları vefalı ve candan aslında fakat bazı illerimizde farklılıklar görüyoruz. Bunlar belki insanların yaşam biçimlerinden belki de anlayış, eğitim, kültür yapısından kaynaklanıyor. Birçok ile yolculuğum oldu birçok il gezdim. Ve şunu fark ettim: Misafir olduğunuz şehir ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar kusursuz bir düzende olursa olsun, insan kendi memleketini, kurulu düzeninin olduğu yeri özlüyor, arıyor.
Birçoğumuzun bazen kaçıp gitme isteği duyduğu, bize küçük gelen yada çok kalabalıklaştığını düşündüğümüz bir şehir olabiliyor Malatya. Canı biraz sıkılınca özellikle her şeyi bırakıp Memleketine bile küsüp gitmek isteyenlerden misiniz sizde? Maalesef dediğinizi duyar gibiyim.
Zübeyde KARADENİZ…
Bu güzel insan bu can dost ilk defa il dışında yaşayacaktı. Gideceği il yine bir Doğu bölgesinde olmasına rağmen Tedirginliği korkuları vardı. Ee nihayetinde gurbetti.. Gurbet herkese zordu. Ama memleketine sevdalı, sadık, vefalı insanlara daha da zordu. İnsan mahallesinden taşınırken bile içi burkulur. Tarifsiz bir his bürür içini. Hatta sizdede olur mu bilmem ama bazen uzun süre kullandığımız bir eşyayı bile eskidiğinde hemen bir kenara atmak istemezsin.. Seve seve alıp giydiğiniz bir pabucu, bir gömleği.. Yada uzun yıllardır salondaki köşede içinde fincan sergilenmiş bir vitrini gereksiz olduğunu ve yer kapladığını bile bile..
Bu kadar vefalıyken insan nasıl olur da anılarını bırakıp gittiği şehri özlemezdi? Gitmek nasıl kolay gelebilirdi?Bazen şartlar bizi en olmadık yerlere savurur, bazen rızk nasip arayışımız hiç ummadığımız bir şehirde sonlanabilir. Bu da kaderdendir.. O halde buda kaderdir diyor Zübeyde.. Ve başlıyor anlatmaya:
Bir kış sabahı evden çıkıp okula giderken yüzüme vuran o anlık sitem ettiğim ayazını özledim. Mevsimler hep aynı burada, yağmur daha çok yağıyor ama sanki daha az ıslatıyor. Kalabalık bir ailen vardı, kocaman bir bahçesi olan evin, içinde birçok ağacın, tek başına sofra kurmadığın oturmadığın sofraya oturmadığın günlerin..Çok yorulduğumda Yeni Cami’nin avlusunda soluklanırken etrafı izlemeyi özledim. Buralarda yorulduğumda gittiğim güzel yerlerde bile öyle güzel dinlenemedim. Kiraz yaprağıyla sarılmış bol soğanlı köftesini, sac içinde pişirdiği kömbesini seninle paylaşan komşunu özledim..
Yazın memleketimin güzel toprağından faydalanıp ektiğin sebzeler süslerdi kahvaltı tabağımı. Şimdi ise gittiğim şehrin yalnızlığı soğukluğu ve seni sahiplenmesini beceremeyen insanları.. Tüm bunlar aklımdayken düşünüyorum da ne güzeldi Malatya çok güzeldi Malatyam. Su alayım diye girdiğim bakkaldaki amcamın,‘Suya para verme kızım, dolapta var, al iç’ demesi kadar güzeldi..
Başta güzel arkadaşım Zübeyde olmak üzere gurbette olan, Malatya’yı özleyen, artık dönüş vakti deyip bir türlü dönemeyen, yada bu şehirde bir süre yaşayıp bu şehri kendince özel kılmış anılar biriktiren, aile albümünde eskiden kalma siyah beyaz veya yeni Malatya’da çekilmiş bir fotoğrafı olan, yaşanması zor duyguların en kıymetlisini aşikare veyahut gizlice bu şehirde yaşamış tüm Malatyalılara, Malatya sevdalılarına en içten selamlarımla..
“Ne doğduğun yerdir memleket, Ne doyduğun yerdir memleket, Çocukluğunun geçtiği yerdir memleket”..