Eğitim ve Araştırma Hastanesi aciline, kuduz bir hayvana temas ettiğim için başvuru yaptım.
Hemşire, doktorun emri ile aşılama takvimi oluşturdu ve ilk dozunu hazırlamaya koyuldu.
Ben de kenarda ayakta durdum ve beklemeye başladım.
Hastalara göz gezdiriyordum.
Travmalar, zehirlenmeler, ölümle pençeleşenler ve Türkiye’de herhangi bir sağlık kuruluşunun olmazsa olmazı hastalık hastaları...
Aklımdan, sağlık çalışanlarının özellikle de acil şartlarının ne kadar zor olduğunu geçiriyordum.
Yanıma bir hemşire sokuldu, usulca ayakta beklememem gerektiğini söyledi.
Acil bir durumum olmadığını ifade ettim ancak beni yatırmakta kararlıydı.
Beni yönlendirdiği yer, içinde yatak olmayan bir kabindi.
Tekrar, “Zaten gerek yok.” dedim ve beklemeye devam ettim.
Az sonra kuduz aşısını hazırlayıp gelen hemşireye bir sağlık personeli “Geciktir onu, beklesin.” dedi.
Ben “Nasıl da işinize geldiği gibi hareket ediyorsunuz.” deyince, personel söylediklerini duyduğumu fark etti ve hızla oradan uzaklaştı.
Az sonra, kısa boylu, şirazesi kayık, sonradan doktor olduğunu öğrendiğim bir ‘beyefendi’ peydah oldu.
Bana yönelip “Sen bizden birine terbiyesiz mi dedin?” diyerek üstüme yürüdü.
Ben öyle bir şey olmadığını söyledikçe üstüme geldi.
“Delikanlı ol ulan!” diye bağırmaya başladı.
Bir arkadaşına “Terbiyesiz.” deyip sonra inkâr ettiğimi iddia ediyordu.
İddia ettiği şeyi kabul ettirme çabası takdire şayandı.
‘Beyefendi’ bütün enerjisini beni tahrik etmek üzere harcıyordu.
Başarılı olamayınca gözden kayboldu.

Sonrasında yaptığı serseriliği yanına bırakamazdım.
Uğradığım iftira, hakaret ve tehditleri, güvenlik kameralarının çekim yaptığı saat aralıklarını da delil olarak ortaya koydum.
Zira acil olmayan bir durumda olmam gereken yerdeydim ve yanımda kimse yoktu.
Kamera görüntülerine güveniyordum.
Soruşturma açıldı, devam etti ve bu ‘beyefendinin’ kusurlu olmadığına karar verildi.
İtiraz edip soruşturmanın tarafsız bir kurum tarafından yapılmasını talep ettim.
O da reddedildi.
Şaşkınlık içinde, o kadar kamera görüntüsüne rağmen nasıl böyle bir karar alındığını araştırdım.
Öğrendim:
Kamera görüntüleri olsa da ses kaydı yokmuş.
Soruşturma açılınca, tam da tahmin ettiğim gibi, bana saldırma gerekçesi olan “Bir arkadaşına terbiyesiz.” dediğim iddiasını unutmuş; kendisine küfrettiğimi iddia etmiş ve üç yalancı şahitle bunu onatmış.
Bu beyefendi, delikanlılık nutukları attığını unutup yaptıklarının tamamını inkâr edivermiş.
Sağlık çalışanlarına şiddet deyince mangalda kül bırakmayanlar, bu beyefendinin peşinden gidivermişler.
Merak ettiğim şey şu ki:
Ben bu adama küfrettiysem ve bunun üç şahidi varsa, benim niye ceza almadığımdır.
Yine ‘sağlık çalışanlarına şiddet’ adı altında neden haber olmadığım da ayrı bir sorudur.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın.