Yıllarca Malatya basınında görev yapan bir gazeteci olarak, çoğu zaman meslektaşlarımıza istenmeyen mobbing uygulandığını gözlemledim. Malatya’da görev yapan gazeteci arkadaşlarımız, işlerini yaparken hem fotoğraf çekiyor, hem kamera çekiyor, hem editörlük yapıyor. Bununla birlikte sayfa düzenliyor, muhabirlik yapıyor. Tüm bunlar, gazetecilerin iş yükünü artırırken, mesleki zorlukları da beraberinde getiriyor.

Şu anda Türkiye’de futboldan başka hiç bir konu gündemde değil. Tüm gazeteler, televizyonlar, sosyal medya, hafta sonu oynanan Galatasaray-Adana Demirspor karşılaşması ve diğer illerde oynanan spor müsabakalarını yöneten hakemlerle ilgili haberlerle dolu. Hakemlerin hepsi bir değil, futbolda her maç hata yapma ihtimali olan bir oyun. Mutlaka hakemler hata yapacak, futbolcular hata yapacak, yönetimler hata yapacak, teknik direktörler de hata yapacak.

Bu konuyu herkes biliyor ama bazı maçlarda ikili oyunlar olduğu için futbolseverler tepki gösteriyor. Bir maçta verilen faul, başka bir maçta verilmediğinde, spor severler bunu art niyetli olarak düşünüyor. Kısaca, müsabakalarda bir pozisyon için farklı kararlar verildiği için bu sıkıntı yaratıyor. Süper Lig ve 1. Lig'de var hakemi var, ama özellikle 2. Lig, 3. Lig ve Bölgesel Amatör Lig’de var sistemi yok. Bu liglerde %50 oranında çok büyük hatalar oluyor. Yapılan bu hatalar ise ulusal medyada gündeme gelmiyor. Ne zaman büyük takımlara zarar gelirse, tüm Türkiye ayağa kalkıyor.

Ben buradan yetkililere sesleniyorum: Tabii ki MHK (Merkez Hakem Kurulu) hakem yetiştirecek. Bu herkesin mutabık olduğu bir konu ama bazı hakemler kuralları bilmiyor. Böyle olunca Türkiye’de hakem hataları tartışılmaya devam eder. Hakem hatalarını gündeme getiren gazeteciler mi hedefte olacak?

Malatyaspor-02 Kahta Spor karşılaşmasında bir ilk yaşandı. Sahada görev yapan gazeteci Şenol Karaduman, maçın son dakikalarında çekim yaparken hakemin talebiyle polis tarafından dışarı çıkarılmak istendi. Hakemler, her geçen gün kendi kurallarını yaratırken, bu defa mesleklerini icra eden gazetecilere yöneldiler. Olayın ardından “Bir gazeteci maçta çekim yapamaz mı?” sorusu gündeme geldi.

Eğer bu konuda yeni bir düzenleme varsa, bunun Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) ve Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu (ASKF) tarafından bildirilmesi gerekmez mi? 2024-2025 futbol sezonunda hakem kararları her seviyede tartışma konusu olurken, şimdi de gazetecilerin sahada çalışmasına engel olunması yeni bir krizin kapısını araladı. Hakemler, kulüplerin kaderini belirleyen hatalarının yanı sıra, gazetecileri de hedef alarak basın özgürlüğüne müdahale mi ediyor? MHK içindeki huzursuzluk, hakem camiasında derin bir bölünmeye yol açmış durumda. Dernek seçimlerinde “Bize oy vermedi” diye genç hakemlerin önü kesilirken, şimdi de gazetecilere baskı uygulanmaya mı başlandı?

Futbol Federasyonu, MHK ve ilgili kurumların bu yaşananlara sessiz kalmaması gerekiyor. Gazetecilerin görevlerini yerine getirmesi, bir hak olduğu kadar kamuoyunun da doğru bilgilendirilme hakkıdır. Eğer bu gidişata “Dur!” denmezse, hakemlerin hatalarını yazan gazeteciler de birer birer susturulmaya çalışılacaktır. Bugün sahada gazetecilere yönelik uygulamalar, yarın hangi özgürlüğü kısıtlayacak? Bu sorunun cevabını futbol camiası en kısa sürede vermeli.

Bugün bana yapılanlar, yarın da diğer meslektaşlarıma yapılır. O yüzden şimdiden bu konuda kime görev düşüyorsa yerine getirmesi lazım. Pazar günü yaşadım olaydan sonra bana destek olan tüm gazeteci arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Ayrıca il dışından arayan sevgili arkadaşlarıma da buradan sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Türkiye’deki hakemlerle ilgili de sevgili arkadaşım Saffet Aybaz’ın söyledikleri gibi; Türkiye’de futbol toplumsal barışı zehirleyen, ülkenin bekasını tehlikeye atan bir enstrüman haline gelmiştir. Organize bir kötülükle karşı karşıyayız. TFF'den hakemlere, kulüp yöneticilerinden teknik adamlara, spor medyasından taraftar gruplarına kadar toplu temizlik şart. Çok daha vahim olaylar olmadan devletin el koyması lazım. Aksi takdirde? Onu düşünmek bile istemiyorum.