Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’nın 29 Ocak günü bir TV kanalındaki canlı yayınını kaygıyla izledim, yağan kar sonucu şehrin temizlenmesi söylem planından, belediye olarak gösterilen çaba ve süreç boyunca servis edilen belediyecilik anlayışından söz ederken yayını izleyenlerin sayısı 15 ile 20 arasında yükselip alçalmaktaydı. Bir ara bu sayı maksimum 24 kişiye ulaştı, bir müddet izledikten sonra izleyen sayısı en son 7 kişiye düşünce ben de yayını kapattım.

Şunu belirteyim: Rakamlara aslında pek takılmıyorum, fakat başkanın izlenme oranı neden önemli sorusunun Malatya Büyükşehir sistemini temsilen AK Parti’den son redaksiyona bağlamak gerekiyor. AK Parti’nin Malatya’da gençlik, kadın kolları, başkanın kendi ekibi, bizzat yaptığı iş alımları, belediyede çalışanlar, interaktif yakınlığı bulunan diğer şehir nüfusuyla toplam hacmi göz önünde bulundurduğumuzda ortaya çıkan bu pasif veri üzerinde elbet konuşmalıyız.

Hadi TV kanalının şehirde pek bir karşılığı kalmamış, sosyal medyayı kullanamamakta pek hamarat değiller diyelim. Bir ergenin yaptığı sıradan canlı yayın dahi TV kanalı gibi popüliter medya organını kaça katlıyor olması vasatlığın ve topyekûn şehir siyasi hafızasına hitap etmediğinin diğer kanıtı.

Peki ya Malatya’da AK Parti tabelası altında gövde gösterisi yapan onca kalabalık neredeydi?

Bu yüzden tarihin teşkilattaki pısırıklığı sorumlu tutacağını düşünüyorum. Bir teşkilat kendi vücudundan çıkardığı ve tüm partiyi temsilen orada tuttuğu başkanı yalnız bırakmak spekülatifliğiyle hırpalamamalıydı. Hırpalıyorsa eğer bedelini ödemelidir, işte o bedeli kim ödetecek dahası kim ödeyecek o da ayrı bir yazı konusu olmalı.

Başkan Gürkan bu verilerle ilgilenecek, ilgilenmek zorunda, başka çaresi yok! Ha ilgilenmez, ciddiye almaz, neden koskoca Malatya Şehremini 20 kişi izliyor sorusunun peşine düşmezse düzmece planları görebilmesi elde değil, ayağının altının nasıl oyulduğunun farkına hiç bir zaman varamayacaktır.

Belki dananın altında buzağı aramalıyız bazen, belki hikayeyi tersten okumalıyız ve teşkilatların balık ekmek keyfi haricinde ilgilenmediği sosyal gerçeklerin-gerçekler içinde sosyal kırılmaları incelerken “Büyük başlangıçların da-büyük sonların da” böyle başladığı varsayımı şurada dursun… diğer ve bir önce-ondan önceki yazımı hatırlatmaktan bahisle dile getirdiğim tüm sorunların birbiriyle bağlantılı “Mesuliyet duygusunun ne olduğunu” azıcık açtığımızda; aslında şehirde bir parti tabelası altında oluşmuş çok başlılığı görmek için kâhin olmaya gerek yok diyebilmeliyiz.

Teşkilatlar siyasetçilerin ön bahçesidir. Birçok konuda siyasetçinin güçlü durmasını sağlayacak birinci öncelikli bu alanlar olarak organize bir biçimde hareketle daha güven verici bir ortam oluşturulabilirler. Son zamanlarda siyasete ve siyasetçiye güvenin çokça azaldığı bu zaman diliminde desteğini esirgemek, düşüşü üstelik biraz daha tetikleyerek kalite kaybına sebebiyet vermekle orantılı bir görevi üstleniyor teşkilatlar.

Evet, yetersizler, bir şeyleri eksik bıraktıkları aşikâr. Hele de kar temizliğinde belediyenin ciddi bir puan kaybına uğradığı, her gün hayat standartlarını eriten zam bombardımanı, ekonomik sorunların hayat istikrarını iyice pert ettiği, liyakatsız-başarısız siyasetçi isimlerinden daha çok söz edildiği böyle kritik bir süreçte; başkanı, teşkilatlar her yönüyle desteklemeyi görev addetmeleri gerekmez mi?

İşte hem teşkilatların bütüncül halini çeşitli yönleriyle sorgulamak hem siyasetteki yerlerini ve etkisini test etmek için basit bir canlı yayın verisi üzerinden yola çıkabilmeliyiz bazen. Belki basit bir algı şekli olarak görülse de siyasetin temelinde meydana gelen tüm bu boşluklar o şehrin hikayesini “olumlu” ya da “olumsuz” baskılayabilir. Onun için küçük eksikliklerimizi önce tamamlayacağız ki büyük sorunlar karşısında ve hepimizin yaşadığı alanlarda bir belirleyici olabilmemiz için müdahale bilincimiz netleşmiş olsun.

Yani, siyasetin dilinde, davranış tarzında ve iletişim tercihlerinde “birlikte” kavramı önem kazanıyor. Sakın kimse kızmasın, alınmasın. İşler verilen en küçük bir boşlukla kötüye gidebilir ve kötüye giden her iş uzun vadede bir toplumun heyecanın bertaraf etmek için yeterli olur. Onun için herkes görevini ve sorumluğunu iyi bilsin, herkes bulunduğu zeminin değerini tanımlasın. Başarı ardından bekleyen en büyük ödüle kendiliğinden dönüşür. Biz yine diyeceğimizi diyelim, lakin gerisini siz bilirsiniz. İsterseniz devam edin böyle, sonunda kaybedersiniz. Hem de bir kayıpla…