Sarah Jio’nun “Bir şehir, mutluluktan havalara uçtuğunuzda sizi sever, mutsuzken de sizi yerin dibine geçirir.” Sözü ile başlamak istedim yazıma. Ne kadar anlamlı ve de şehir felsefesini atfen isabetli bir söz değil mi?

Ait olduğumuz şehirler diğer yandan kültürümüzün, hayata bakış perspektifimizin, değerlerimiz, tarihimiz simgelerimizin birleştiği bir havuz konumundadır. Şehirler aslında bizleri temsil eder. Bugün dünya üzerinde önemli bir prosese sahip olan Paris, Londra, Pekin, İstanbul, Marsilya, Roma gibi şehirlere tek anlam katan şey tarih ve kültürel muhteviyatıdır.

Hiç gitmediğiniz bir şehre gittiğinizde ilk neyi sizi cezbediyorsa onunla anlatırsınız! Düşünsenize gittiğiniz bir yerde hiç bir salt gerçeklik kalmamış, tarih desen talan edilmiş hepsi, insanlarının kendine has bir özelliği kalmamış, yemek kültürü dersen onu da delik deşik etmişler, şehrin simgeleri sayılacak mekanlar bir bir ortadan kaldırılmış, anıtsal yapılardan arındırılmış halde yeni mimari ucubeler gözünüze sokuluyor… O zaman ne ile tanımlarsınız orayı, hiç bir şey ile.

Çünkü içi boşaltılmış, tamamen beton, asfalt ve tabela çöplüğü dönüştürülmüş yapısı diğer yandan estetikten yoksun, şekilsiz, çarpık, kalabalık oryantalliğine bağlı olarak sizi etkileyecek bir veriye ulaşmakta zorlanırsınız.

İstanbul Esenler’de Şehir ve STK zirvesinde konuşan Erdoğan’ın; “Kadim şehirlerin en önemli güzelliği, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde eritmesi, özlerinden katarak yeniden yoğurmasıdır. İstanbul bu açıdan gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum. Bizim evlerimiz genişlese de gönüllerimiz daralıyor. Binalarımız yükseldikçe ufkumuz kararıyor” öz eleştirisi bu sebeplen çok değerlidir.

Son zamanlarda Malatya’nın da benzer bir kaderi yaşamaya doğru iteklendiği, Cumhurbaşkanı Erdoğan tabiriyle bir ihanete gebe ve aynı senaryolara maruz bırakıldığı, şehrin anıt sayılacak enstantane’lerini bir bir dokunulduğu veyahut dokunulmak için alt yapısının (hızla-titizlikle) hazırlandığı, nerdeyse şehrin tarihi dokusu ve sofistike kökenli hiç bir eserinin geriye dönük ilgisinin kalmadığını, bir bir makaslandığı gerçeğine buradan vurgu yapmak istiyorum.

Her belediye başkanı şehrin önemli bir dilimini kesti, yerine konulan eserlerin insan zevkine hitap etmeyen absürt binalarla yer değiştirmesi içler acısı.

“Sessiz sessiz ağıt yaktı giderken şehir, yağmur yağarken de öyledir, sükut şarkılarının nağmeleri gibi suskun, viran bahçelerinin çiçekleri gibi hazin…”

En son şehrin gözde eserlerinden biri sayılan Şehit Kemal Özalper Sanat Lisesi “yıkılacaklar” sepetine adının eklenmesi üzerine, “bu kadar da olmaz, yeter yahu” dememek için muhtemelen insanın bu şehrin kökleriyle hiç bir bağının bulunmaması gerekirdi. Yada çok duygusuz/duyarsız bir yapıda olmanız lazım. Aslında insan olan herkes ülke-şehir-bölge fark etmeksizin kültürsel özelliği bulunan tüm değerlere saygıda kusur göstermesi gerekir. Zaten yıkım emrini, pardon projesinin diplerine biraz indiğimiz zaman Şehit Kemal Özalper Sanat Lisesi’nin yıkımı altına imza atanların Malatya ile bir bağının yer almadığı, sırf siyasi başarı olsun, biraz da siyasetteki kariyerimi sağlama alayım maksadı taşımaktan öte olmadığını… Nerden mi anlıyoruz?

Şurdan:

Ak Parti Battalgazi Meclis üyesi ve ayrıca Malatya kadın kolları başkanı Özlem Pelitoğlu’nun eşi Erhan Pelitoğlu’nun referansı ile Şehit Kemal Özalper Lisesi’nin yıkılmasına dair fikir babası olduğu kararın; eşi tarafından kadın kolları başkanı ve Battalgazi Meclis üyesi sıfatıyla imzalanarak bir oldu-bitti’ye getirilmek istendiği bu muamma yılan hikayesi ile şehrimiz bir değerinden daha kopartılmak isteniyor. Elbette; gerekli zemin etüt/dayanıklılık testleri yapılsın, depremde herhangi bir hasar alınmış ise yıkılıp yerine yenisi yapılsın lakin arsası ile birlikte millet bahçesi projesine angaje edilmesi hadisesi tüm kadim geçmiş kültür birikimi ile birlikte açık bir imha tahrifine terk ediliyor demektir.

Amaç üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi bilmiyorum ama madem çok eski, erzan, hasarlı deniliyorsa eğer tıpkı Malatya Lisesi gibi güçlendirme yapılsın. Yok, biz bu okulu burada istemiyoruz meselesi ise ona bir şey diyemeyiz. Çünkü ucu ranta uzanacak şantiyeli, müteahhitli bir tablo yığınağıyla karşılaşmamız handikap’ıdır diğer adı.

Üstelik bir eğitimci olan ve eğitimciliğine şube müdürü olarak sürdüren Erhan Pelitoğlu’nun şehrin önemli eğitim kurumunun yıkılması hususunda referans tahsis etmesi ise ayrı bir acı durum. Özlem Pelitoğlu Hanım Battalgazi doğumlu olmasına rağmen eşi Malatyalı değil. Malatya’nın öz değerlerine yabancı olması ve önemsememesi de son derece doğal bir paradoksu akıllara getirmiyor değil.

4 Kasım 1942 tarihinde bir Alman şirketi tarafından yapılan, günümüzde adı Şehit Kemal Özalper Lisesi olarak geçen eğitim merkezi ilk olarak “Bölge Sanat Okulu” olarak eğitim hayatına katılmış olsa da… 1942-2022 yılları arasında binlerce kalifiye insan yetiştiren okul bir liseden fazlası bence. Herhangi bir şehrin mutlaka kültürel ögelere ihtiyacı vardır. Bu bazen bir bina, bazen okul, tiyatro salonu veya ibadethaneler olabiliyor. Farklı bahaneler üreterek insanların hatıralarında ve yaşam çizgisinde önemli yerleri bulunan eserlere saldırmak ve onları ortadan kaldırmak şehrin tarihsel serüvenine de derin bir neşter atmakla aynı şeydir.

Böyle yık yerine AVM, müteahhitvari acayip acayip binalar dik, açıkçası bizi mutsuz kılıyor. Demekki şehir bizi yerin dibine batırmaya hazırlanıyor Sarah Jio tabiriyle. Zaten fikir diye bir şey kalmadı. Tarih her gün sonrası can çekişiyor, edebiyat dersen hiç yok. O entelektüeller, bilgi, birikim sahibi abilerde bir bir çekip gittiler. Bari bir iki tane anılarımızın adresi okulumuz var… Bırakın yerinde kalsınlar. Basen coşkun, bazen mahzun, bazen soğuk, bazen kırık dökük ama güzel anılarımıza. Yada el ele verip Malatya’yı bu hız ve haz’da hep birlikte yıkmaya devam edelim. Siz bilirsiniz.