Kolluk kuvvetleri… Vatanı bir vücut sayarsak bir insan vücudunun en işlevsel uzvu, kollarıdır. İnsan; kolları ile denge sağlar, çalışır, sanat yapar ve daha ötesi sevdiklerine kollarını açarak sarılır.

Kol insanda ruhun dili gibi çalışır.

Namert savaşlarında onuru olmayan düşman, korkak ve sinsi olur. Kendini ateşe atmadan önce çevresini yakar ve savaştığı düşmanına karşı acımasızdır, insani duygulardan yoksundur.

Maşa gibi kullandığı milletleri çeşitli akımlarla etkileyerek bir duygusal hava yaratır; bu onun en sinsi planıdır.

Anadolu halkının alın teri ile yarı aç yarı tok büyütüp vatana kol ettiği evlatları bir bir şehit olurken, perde arkasındaki zalimler gülmekteler ve en acısı da ağlayan bir ananın feryadı karşısında gülmektir.

Bu bence insanlığın tabanıdır, geriye hiçbir erdem ve onur kalmamış köhne bir tabandır…

Vatanı bölmeye çalışan bu terör örgütleri önce savunma hattı olan kollardan kolluk kuvvetlerine yönelmiştir. Çünkü bilmekteler ki kolunu yitiren savunmasını da yitirir.

Bizler bir vücudun parçası misali, reflekslerimizin ani ve iş bitirici olması gerekir.

Kolumuza ya da ayağımıza bir diken battığında nasıl tepki veriyor ve hemen sorun gidermeye çalıyoruz değil mi? Tabi bunu sağlıklı sinirlere sahip sağlam vücutlar yapar.

Peki ne oldu bize?

Bizim sinirlerimiz tahrip mi edildi ki yaramız 35 senedir kanamakta?

Vurulan, şehit edilen her kolluk kuvvetinde bizim dahil olduğumuz büyük vatan vücudunun kolları kopmaktadır.

Acıyı hemen duymalı ve toplumca tepkimizi koymalıyız.

Terör pislik saçan bir leştir. Onu aramızdan dışarı atmalı, sinirlerimizi tahrip eden ve bizi hasta eden bu beladan bir an önce kurtulmalıyız.

Bence şu an ilk işimiz bu terörü ve destekçilerini bertaraf edip atmaktır. Bu iş kapı önünde duran ve yarınlarda yapacağımız her işten daha büyük önem arz etmektedir.

Artık resmen savaşın yaşanmadığı vatanımızda şehit edilen kolluk kuvvetlerinin haberlerini almak istemiyoruz.

Analarının ağıt yakmadığı Anadolu rüyası ile yurtta ve cihanda barış istiyoruz.

Temennimiz budur…