Belediye Başkanı olması halinde 6 Şubat depremlerinde büyük yara alan Malatya’yı ilk günde ayağa kaldırabileceğini dile getiren Malatya Belediyesi eski Başkanı Naci Şavata, “Malatya’nın halinin fotoğrafını çekip basına yayardım. Üstünü örtmezdin. Goçunan örter. Malatya’nın üstü örtüldü” dedi.

6 Şubat 2023’te Malatya’nın yaşadığı asrın felaketi yalnızca binalarımızı yıkmadı. Binalarımızın içinde ve Malatya coğrafyasında yaşanan kültürel yapımız da zarar gördü. Şehrimizi yeniden yapısal açıdan ayağa kaldırırken kültürümüzü de yerli yerine oturtmalıyız. Bizi biz yapan kültürümüzden ve inancımızdan vazgeçmemiz söz konusu olamaz. Bu nedenlerle Malatya Sonmanşet gazetesi olarak şehrin önde gelen isimlerini hazırladığımız röportaj sayfamızda konuk edeceğiz. Haftada bir gün yayımlayacağımız bu röportajlarla kültürel yapımızın genç kuşaklara aktaracağımızı düşünüyoruz. Bu çalışmanın ilk konuğu şehrin hafızasında önemli bir yer edinen ve popülerliğini hiçbir zaman kaybetmeyen siyaset arenasının önemli isimlerinden biri olan Naci Şavata, aynı zamanda STK’larla şehre önemli hizmetleri olan bir şahsiyettir. Siyasi ve sporcu kimliğiyle geçmişte adından sıkça söz ettiren Naci Şavata ile gerçekleştirdiğimiz röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

-Spor hayatınız nasıl başladı?

Benim çocukluğum şehrin merkezinde olan İzzetiye Mahallesi’nde geçti. Bizim mahallenin arkasında boş bir saha vardı. Ağabeylerimiz orada futbol oynuyordu. Biz de gidip onları seyrediyorduk. Bir gün kaleci bulamadılar ve beni kaleci yaptılar. Kaleye geçtim ve bir daha da çıkamadım. O zamanlar şehir içindeki arsalar hep futbol sahasıydı ve amatör takımların yöneticileri oralara gider oyunları seyrederlerdi, beğendikleri oyuncuları kendi amatör takımlarına götürürlerdi. Örneğin Bıyık Necati dedikleri Necati Bayrakçı gibi spora hizmeti geçen emektarlar vardı. Bunların derdi para değildi. Sadece spora hizmet edip, gençler yetiştirirlerdi. O zaman Hür Esnaf diye yeni bir amatör takım kuruldu beni de çağırdılar ‘Sana lisans çıkaralım’ dediler. Ben ve Osman adında bir arkadaş vardı. İkimiz kaleci olduk, lisans çıkardılar. Sonra bu takımın adını Hürriyetspor olarak değiştirdiler. Annem ve babam benim futbol oynadığımı bilmiyorlardı. Çünkü söylesem izin vermezlerdi. O zamanlar futbol kötü olarak algılanıyordu. Ben eşofmanımı ve ayakkabımı kendi harçlığım ile alıyordum ve amcamın kasap dükkânında saklıyordum. Daha sonra anne ve babam futbol oynadığımı öğrendiler. Babam çok kızmıştı. Takımın ilk ve 3’üncü maçında Osman’ı oynattılar, ikinci maçta ve ondan sonraki diğer maçların hepsinde ben oynadım. Malatyaspor kurulana kadar 3 sene takımın kalecisi olarak devam ettim. İlk yıl yeni kurulduğumuz için şampiyon olamadık Malatya Amatör Küme 2’nci ligindeydik. 2’nci yıl şampiyon olduk. O yıl hiçbir maçta gol yememiştim. Malatya Yıldızspor ile yaptığımız 2’nci dönem maçında Erdal Karabağ bize 3 gol attı. Maçı 5-3 kazandık ama Erdal’da şöhreti yakaladı. 3’üncü sene 1’inci ligde Akınspor ile yarıştık ve son final maçında mağlup olduk. Final maçlarımız en az 10 bin kişi ile oynanıyordu.

“HARCANANLAR ADINA GÖZYAŞI DÖKTÜM”

Ankara Petrol Ofisine 1969 yılında transfer oldum. Malatya’da Malatyaspor ile oynadığımız bir karşılaşmada Malatyaspor’u 1-0 yendik ve bir penaltı kurtardım. Malatyaspor’u şampiyonluktan ettik. O maçta ağladım. Niye derseniz Malatyaspor’da özellikle Malatya’nın öz evlatlarına güvenmiyorlardı ve harcıyorlardı. Harcananlar adına gözyaşı döktüm. Malatyaspor’u yenince bana karşı küfürler havada uçuştu. Tribünde kavgalar çıktı. Malatya’daki arkadaşlarım ve akrabalarım benim için tribünde kavga etmişler, küfür edenlerle beni sevenler dövüşmüş.

-Amigo Yusuf ile bir anınızı anlatır mısınız?

Türkiye’de Demiryolu Bölge Müdürlüklerinin bulunduğu şehirlerde Demirspor takımları var. Onlar kendi aralarında lig yapıyorlardı. Turnuvada Ankara Demirspor’da var. Malatya Demirspor’da turnuvaya katılıyor. Katılırken de Malatya amatör takımlarından da futbolcuları kadroya alıyorlardı.  Beni de aldılar. Yusuf ağabey as kaleci ben yedek kaleciydim. 4 maç oynadık 3 maçta kaleci, Yusuf ağabeydi. Ben yedekteyim. Final maçında Ankara Demirspor ile Malatya Demirspor karşı karşıya geldi. Yusuf ağabey beni kendisine rakip gördüğü için beni kaleye koydurdu. İlk 11'deydim. O maçta Ankara Demirspor’u 5-0 yendik ve turnuva şampiyonu olduk. Ama her zaman söylüyorum beni Yusuf ağabey yetiştirdi. İller o zaman amatörde kendi aralarında karma yapıyorlardı. Malatya karması her takımdan adam alıyordu, Elazığ karması ile Elazığ’da maç yaptık. Kale’de bizi oynattılar. Başarılı bir maç sergiledim. Elazığ bizi geçemedi. 

-Yeni Malatyaspor’un eski Malatyaspor’dan örnek alması gerekenler nelerdir? 

O gün ki şartlar ile bugün ki şartlar değişti. Yerel yönetimlere devamlı söylüyorum spora, takımlara yardım ederek değil, gençleri sporda yetiştirerek destek vermeleri lazım. Yani spor okulları açılması gerekiyor. Çünkü özel spor okullarının maddi imkanları çok yok, sahaları yok. Yeni Malatyaspor kurulurken Malatyaspor’un yaşadığı sıkıntılar göze alınarak kuruldu. Yani ‘Bir gecede yönetim değişmesin, hesap verilebilir olsun’ denildi. Kendi borcundan kendi sorumluydu. Fakat o gün ki dernek yasası bunları kabul etmedi. ‘Tüzük böyle olmaz’ dediler. Gerekli düzenlemeler yapıldı. Borç batağına batarak spor bir yere gitmez. Elinizdeki güce göre çalışırsınız. Yani 200 milyonluk bir takım varken neden bu takımı zayıflatıyorsunuz. Bunu irdelemek lazım. Bizim Malatya camiası olarak bu işi hep beraber sahiplenmemiz gerekiyor.  Birilerini kötüleyerek bir yere gidemeyiz. 200 milyonluk bir takım 7 milyon borcu var Avrupa ligine girdiği zaman 7 milyon para alacak ve takımı bu durumda zayıflatmak için çeşitli oyunlar oynuyorlar ve Yeni Malatyaspor çıkışını bitirip küme düşme yolunda devam ediyor.

“TAKIMI SIFIR BORÇ BIRAKTIK”

1978 yılında Malatyaspor takımı küme düşmek üzere, 3’üncü ligdeyiz. Faruk Akbez, Hüseyin İstanbulluoğlu Beyler takımı götüremez hale gelmişlerdi. Bize geldiler, bende belediye başkanıyım, bana ‘Bu takımı al’ dediler. Benimde Malatya’ya karşı iyi bir hırsım var çünkü bizi Malatyalı sporcuları harcamışlardı. Daha sonra Malatyaspor’un yönetimini aldık ‘Sen topla nasıl uğraşırsın’ diyerek beni yadırgadılar. Bir takım yaptık. 9 Malatyalıyı oynattık.  Son maçımızda bir beraberlik aldık ve takımı sıfır borç ile bıraktık.

Malatyaspor’un krizlerinde kayyumlarda bulundunuz biraz anlatır mısınız?

Malatyaspor’un sıkıntıya girip çaresiz kaldığı günler olmuştur. Metin Kaya Çağlayan ve ekibinin görevi bırakmasından sonra yönetim boşluğu oluşmuştu. Kulübün fazla borcu var diye başkanlığa talip olan da çıkmıyordu. Nurettin Soykan’a teklif götürüldüğünde dönemin vali ve belediye başkanına ‘Bir kayyum kurup kulübün gelir ve giderini tespit ettirirseniz kulüp başkanlığı görevini kabul ediyorum’ demiş.  Mahkeme, Malatyaspor üyeleri arasından ben, Kemal Deniz, avukat Yusuf Zafer, Enver Üstündağ ve maliyeden Cumali Canal’ı kayyum olarak atadı. Biz toplandık, Maliye Bakanlığı’ndan vergi denetmenleri talep ettik. Yapılan incelemeler sonucunda kimin alacağı kimin vereceği varsa resmiyet kazandı. Daha sonra kongre yapıldı. Nurettin Soykan, ekibi ile Malatyaspor’a yönetici oldu. Bu yönetimde ben genel kaptanlık görevini üstlendim, Kemal Deniz’de tesislerin sorumlusu olarak görev aldı. Teknik direktör olarak Fethi Demircan’ı getirdiler. Bu yönetimde Atilla Kantarcı muhasip, Cahit Kurdal as başkan olarak görev almıştı. Sezon sonuna doğru şampiyonluk yarışında başarılı olamayınca maçların bitmesine 5 maç kala Fethi Demircan hocayı gönderdiler. Toplantı yaptık. Yeni teknik direktör arıyorduk. Nurettin Soykan, ‘Ya kime para vereceğiz Naci’nin zaten antrenör diploması var. Son 5 maçı Naci yönetsin’ dedi ve öyle oldu. 3. Sırada alığımız takımın ligin sonunda 2. Yaptık. Nurettin Soykan ağabeyimiz dedi ki ‘Bilseydik Naci’yi sezon başında getirirdik’. Nurettin Soykan, sezon sonu görevi bıraktı.

 Malatyaspor yeniden bir kaos ortamına girdi tekrar bir kayyum oluşturdular. Bu kayyumda ben başkan, Kemal Deniz başkan yardımcısı, Hayri Ürkmez ve 2 arkadaş daha 5 kişilik bir heyet mahkeme tarafından kayyum olarak atandı. Bizim kayyum heyeti olarak görevimiz takımı yönetecek yeni başkan ve yönetim kurulunu oluşturmaktı. Nurettin Soykan, bıraktığı zaman sezon ortasıydı. Biz kayyum olarak 7 hafta içinde ancak Cevaz Koca ve arkadaşlarını bulabildik. Kayyum döneminde yaptığımız maçlarda 7 maçın 6’sını galibiyet ile bitirdik. Kayyum harcamalarını da Nurettin Soykan başkanın desteği ile temin edebiliyorduk.

Münir Erkal, 2’nci dönem 1994’ten sonra bana Malatyaspor yönetimini almayı düşündüğünü söyledi. Ben yönetimi alacağına destek vermiştim ama başkan oldu. Biz de yönetiminde yer aldık. Sonra başarılı olamayınca yine takım kayyuma kaldı. Bu sefer yine kayyumda mahkeme beni başkanlığa, Kemal Deniz’i başkan yardımcılığına ve diğer arkadaşlarla beraber 5 kişi atadık. Bu sefer başkan ve yönetime kimse talip olmadı. Bizde Vali Atilla Osman Çelebioğlu başkanlığında bir danışma meclisi oluşturduk. O sırada İbrahim Balarası Bey talipli idi onu da davet ettik, toplantı da bir netice almayınca mecburen vali yardımcısı başkanlığında ortak bir görüş ile sivil toplum örgütlerinin katıldığı bir yönetim oluşturuldu ve görevi teslim ettik.

Bu ara Malatya’da futbol oynamış isimlerden biz Malatya Futbol Platformu + diye bir grup oluşturduk. Bu grupta Özkan Akbulut hocam, İsmail Tekin hocam, eski futbolculardan Feyyaz, Erdal, Mustafa gibi 10-12 kişilik bir heyet ile 6 ay süren bir çalışma yaptık. Profesyonel takımda yönetim biçimi, mali tablo, öz kaynak, teknik menajer ve bunun ışığındaki oluşumu yapmıştık. Sayın Valimiz Haili İbrahim Daşöz bizden haberdar olmuş. Malatyaspor’da Haşim Karadağ dönemindeki sıkıntıları yaşıyor. Vali Bey bizi Sayın milletvekillerinin de yer aldığı kendi başkanlığındaki bir toplantıya davet etti. Heyet adına ben 2,5 saat brifing verdim. Vali Bey’in ifadesi, ben Malatya’da sporun sahibi yok zannediyorduk varmış dedi ve bizi kayyum olarak atamak istedi ve onun içinde mahkemeye müracaat etti. Bunu haber alan medya sayfalarında bize saldırmaya başladılar. Verilen kayyum listesine benim başkanlığımda, Atilla Kantarcı, Necdet Narin, Özkan Akbulut ve bir arkadaşımız daha vardı. Mahkemenin bizi kayyum olarak atadığını öğrenince medyadaki bu saldırılarla bu işin yürüyemeyeceğini anladığımızda istifamızı verdik. Haber alan Vali Bey bizi huzuruna çağırdı. Tabiri caizse bizi fırçaladı. ‘Sayın Valim bizi fırçalamayın açın basında yazılanlar bir okuyun’ dedik. Okudu şekeri fırladı, arka odaya gitti, biraz istirahat etti. Dönünce ne dediği bende kalsın. Sonra biz il genel meclisinde başkan olduk. Malatyaspor’da kriz süreci devam ediyordu. Yeni gelen Vali Ulvi Saran başkanlığında vekillerle sık sık toplantı yapıldı. Taraftarlar başkanı Mehmet Aydın’da katılıyordu. Neticede bir karar alındı, yol haritası çizildi gerekli girişimler yapıldı. Bir otelde yapılan gecede yine aynı tavırlar sürdürülünce çözüm bulunamadı.          

-Siyasete nasıl başladınız?

1974 yılında Milli Selamet Partisi bir kongre yapıyor ve namazında niyazında gençleri arıyor. Bizim de Malatya’da sporda tanınmış bir kişiliğimiz var. Arkadaşlarla da çok iyi diyalogumuz var. Recai Kutan beni tavsiye ediyor. Recai ağabeyin tavsiyesi ile Milli Selamet Partisinin yapılan il kongresinde beni yönetim kuruluna aldılar. Ardından Hak-İş Konfederasyonunu kurduk. Daha sonra ortalık karıştı ve 1977’de bizi işten attılar. Sonra ‘Seni belediye başkanı yapalım’ dediler, Hamido bağımsız aday oluyor ve ‘3 parti beni desteklesin’ diyor ama genel merkez buna sıcak bakmıyordu. Herkes Hamido’yu kendi partisine çekmek istiyordu. Hamido da diyor ki ‘Ben tarafsız seçileyim siz meclise üyeleriniz ile girin, partiniz devam etsin ben de böylece belediye başkanı olayım’. Bunu kabul ettiremedik. Biz 11 kişi dışarından 6 kişi bir araya geldik. Erbakan’a hocaya hitaben bir yazı yazdık; ‘Biz yönetim kurulu üyeleri olarak 6 kişi Hamit Fendoğlu’nun desteklenmesini istiyoruz’ dedik. Genel merkezde hala karşı geliyorlar. Ama bizde kamuoyunda Hamido’yu destekleyen hareketlere girdik. Diğer siyasi partilerle istişare ediyoruz, teşkilatlanıyoruz ki Hamido kazansın. Bu sefer bana belediye başkanlığı teklif eden parti ‘Seni birinci sıra meclis üyeliğine yazacağız’ dedi. Biz birinci sırada Hamido’nun yanında yer aldık. Hamido bağımsız çalışıyor ama her parti bir kişiyi Hamido’nun yanına koydu. Milli Selamet Partisi de beni bıraktı. Ben parti çalışmalarına gitmiyorum, Hamido’nun çalışmalarına gidiyorum. Hamido seçildikten sonra daha meclis toplanmadan beni aradı, yanına çağırdı ‘Ben karar verdim, seni yanıma başkan yardımcısı yapacağım. Ben sana güvendim arkamı dönüyorum bana ihanet etmezsen bir dönem sonra seni reis ederim. Bende vekil olurum’ dedi. Biz onunla böyle bir yola çıktık.

-Hamido’nun şehit olduğu geceyi anlatır mısınız?

Hamido siyasi olarak büyük bir ustaydı. Bir haftalığına Ankara’ya gitmişti ve hemen hemen her partiden görüş alıyordu. Mutemet geldi ve ‘Hamit Başkan’a bir kağıt gelmiş’ dedi, Hamido yok benim mühür basmam lazımdı alındı diye mühür bastım. Mutemet paketi getirdi A4 kağıdı boyutunda 8-10 santim kalınlığında beyaz kağıda sarılmış bir kutu getirdi. Biz paketi açmayı düşündük ama kağıdın üzerinde ‘Hamit Fendoğlu, zata mahsustur’ yazıyor. Zata mahsus yazmasaydı biz o kutuyu açacaktık. Zata mahsus yazınca açarsak ayıp olur dedik ve açmadık. Mutemet’e ‘Bunu götür kasaya koy, Hamido geldiğinde veririz’ dedim. Cuma günüydü araya hafta sonu girdi ve pazartesi günü Hamido geldi. Biz encümende başkanımla kendi yok iken ne olmuş onları konuşurken Davut Çakınberk, Hoşhanlı kardeşimiz, Nazım Aydoğan ve Mehmet Perçin, şoför, bir de mutemet var. Kutuyu getirdi, bu ne diye sordu; ‘Başkanım Kasım Önal size bir paket göndermiş’ dedim. Baktı ‘Kasım bana sigara göndermiştir’ dedi. Açmak istedi baktı ki kilitli bir kutu. Anahtarına baktı bulamadı. Anahtarda paketin yan tarafında kağıdın içine konulmuş onu göremedi. Daha sonra açmak için bıçak arada onu da bulamadı daha sona mutemet çekecek çıkardı. ‘Başkanım bununla aç’ dedi. Hamido’da ‘Kutu bozulmasın ben sonra açarım’ dedi. Evine götürdü. Evinde hanımı, Ramazan ayı olduğu için mutfakta iftar yemeği hazırlıyor.  İki torunu, gelini ve kendisi salonda bir aradayken paketi açıyor. Bomba patlıyor ve şehit oluyorlar. Ertesi gün Avrupa’dan basın geldi. Benimle röportaj yapacaklar. O dönemin Valisi Cahit Bayar’ı aradım,  izin istedim. Çünkü ben o gün reis değilim, reis vekiliyim ona vekaleten bakıyorum. Vali izin verdi. Röportaj da ilk soru şu; ‘Sizce Hamido’yu kim veya kimler şehit etti?’ Benim o soruya verdiğim cevap şu; ‘Bence Hamido’yu sağ ve sol terör örgütleri şehit etmedi, Sayın Ecevit’in söylediği kontrgerilla şehit etti’ dedim. Bu cevabı duyduklarında hemen toparlanmaya başladılar, ‘Ne oldu?’ diye sorduğumda acele işimiz var deyip çıktılar. Cevabım onlara ters geldi. Daha sonra İbrahim ağabeyin ‘Ağabeyimi koministler öldürdü’ şeklinde açıklamasını yayınladılar. Bu ihtilale hazırlıktı ama biz silahlı eylem bekliyorduk, bomba beklemiyorduk. Bir suikast bekliyorduk ve hepimizde silahlandırılmıştık. Hamido belediyeye geldiği zaman her zaman kendi odasında oturmuyordu.

“BİZ BELEDİYEYİ TERK EDERKEN SIFIR BORÇ İLE BIRAKTIK”

-Belediye Başkanlığınız döneminde Malatya’ya ne gibi hizmetlerde bulundunuz?

Hamido’nun yatırım ile ilgili benimle paylaştığı projeler vardı. Örneğin Şehir Mezarlığı. Hamido bana ‘Naci, Yakınca’da Onbin Konutların orayı mezarlık yapacaklar, yeni bir mezarlık yolu bulacağız’ dedi. Ölmeden 10-15 gün önce şu andaki Şehir Mezarlığının yerini o dönemde Hamido belirledi. 1979’da biz imarı ihale ettik. Orayı bizim meclis imara koydu. Ayrıca şu an çalışmaları devam eden güney yolunu da biz açtık. ‘Burada bir çevre yolu olsun’ dedik. Varoşların hiçbir suyu, elektriği, kanalizasyonu yoktu. Hepsi kaçak yapılmış yerlerdi. Tuvalet suları dışarı akıyordu, etraf sivrisinekten geçilmiyordu. Biz Çilesiz’den başlayıp Samanlı Mahallesi, Özalper, Beydağı, Kernek, Fırat, Tandoğan, Melekbaba, Şehitfevzi yani Malatya’yı çevreleyen o dönemde varoş denilen gece kondu semtlerinin şebekeleri hiç yok Kiltepe’ye kadar devam ediyor. O dönem Boztepe bize ait değil orası başka bir belediyeye ait. Biz valilik ile görüştük ‘Paramız yok, para veremeyiz ama elektrik döşemesi gibi birtakım işleri yapabiliriz. Yalnız siz sadece suyun ve kanalizasyonun çukurlarını eşin. Biz de borusunu ve kanalizasyonunu döşeyelim, size su da verelim’ dedik. Karar çıkacak ama imar olmayan yerlere su götüremiyorsunuz. Encümen kararı alacağız avukat ‘Bunun cezası var’ diyor. Cezası var ama biz kaçak kullanılan sulara saat takacağız, belediyemize para gelecek. ‘Cezası 6 ay hapis’ dedi. ‘Gerekirse hapis yatarız’ dedim. Ama kabul ettiler, karar aldık, muhtarları çağırdık, imece usulü halk kendi eşti biz döşedik su abonelikleri yaptık, kanalizasyonu bağladık, elektrikleri bağladık ve 2 sene sonra biz belediyeyi terk ederken sıfır borç ile bıraktık. Ne maliye ne de sigorta borcum yok. 10 milyon borç ile belediyeyi aldık ama ağlamadık. Sıfır borç ile belediyeyi teslim ettik. Ayrıca o dönemde dozeri olan hiçbir belediye yoktu. Biz bir dozer aldık ve partisi ne olursa olsun komşu belediyelere gönderip, yollarını açıyorduk. Boztepe, Dilek ve Hanımınçiftliği bölgeleri farklı partilerin belediyeleri olmalarına rağmen onlara da yardımcı oluyorduk. Biz seçildiğimiz zaman partisine bakarak insanları işten çıkarmadık. Görevini yapan kişileri başka yerlere atamadık. Makamlar gelip geçici, servetler, gençlik gelip geçici, ben gönül adamı olmak istedim. Ben elimden geldiğinde herkese dokunmaya, yardımcı olmaya çalışıyorum. Bende Alevi, Sünni, Türk, Kürt, sağcı, solcu, erkek, kadın, fakir, zengin ayrımı yok.  Herkese aynı davranıyorum. Benim reisliğim bitmeye yakın 4 arkadaşım ile birlikte bir bakkal dükkânı açtık. Reisliğim bitti ertesi gün beyaz gömleğimi giydim, tezgâhın arkasına geçtim. Babam geldi bana baktı: ‘Oğlum sen dün reistin bugün bakkal olmuşsun ayıp’ dedi. Ben de; ‘Baba bu helal mi, haram mı sen onu söyle’ dedim. O da ‘helal’ dedi. Makamlar gelip geçici.

-Şu an Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

Belediyelerde özellikle bürokratların yönettiği miras yolu ile gelen bir yöneticilik var. Gelen belediye reisleri de bu işi bilmeden geliyorlar, bu işin okulu yok. Onlara bürokratlar öğretiyor. Miras ile gelen bir anlayış var. Bu anlayışı yıkamıyorsunuz. Hep siz söz sahibi olmaya çalışıyorsunuz, bilmiyorsunuz ama yönlendiriliyorsunuz. Gerçi Sami Bey, bürokrasiden geldi ama Sami Bey’de siyaset ile ilgili problem yaşayacaktır. Siyaseti basamak yaparak belli makamlar size hoş geliyorsa yapmayın, servet edinecekseniz edinmeyin. Allah onu başka kapıdan da verir. Siz bu milletin hizmetçisisiniz. Bu toplumun tümü benden üstündür çünkü ben kendimi iyi tanıyorum ama bir başkasının hatasını öğrenebilmem için onu tanımam ve arkadaşlık etmem gerekir. Şu an gönül belediyeciliği diye bir kavram var, adı olan ama kendisi olmayan bir belediyecilik şekli.

“SÖZ DİNLEMİYORLAR”

-Belediyecilik konusunda sizin tecrübenizden yararlanmak isteyen oldu mu?

Bir toplantı olduğunda çağırıyorlar. Sorunları söylüyorum bazı konularda ‘Yanlış yapıyorsunuz’ diyorum öyle deyince kızıyorlar. Oysa biri size yanlış yapıyorsun diyorsa o kişiyi seveceksiniz. Görüşlerimizi soranlar var ama onlarda söz dinlemiyorlar.

-Belediye başkanı olsaydınız deprem sonrası Malatya’yı kaç yılda ayağa kaldırırdınız?

Malatya ilk günden ayağa kalkardı. Malatya’nın halinin fotoğrafını çekip basına yayardım. Üstünü örtmezdin. Goçunan örter. Malatya’nın üstü örtüldü. Sonra Fulya Öztürk geldi, yeni Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum gelene kadar da yoğun bakımdaydık.

-Sosyal hayatınız nasıl?

Ailede sevilen bir insan olduğuma inanıyorum. Sevgi içinde büyüdüm. Akrabalarımız bana ‘Ailenin büyüğü’ diyorlar. Bu bana yeter. Bir konu hakkında bize danışılırsa müdahale ederiz. Durduk yere kendimize görev çıkarmayız. Yemekte ehilim. Hala tek kaldığım zaman kendi yemeğimi yapabilirim. Arkadaşlarıma da yaparım. Yemek yapmayı severim.

KAYNAK: MALATYA SON MANŞET GAZETESİ