Sürekli değişen pazarlama kuralları ile beraber “reklam” olayı artık bambaşka bir hal almıştır. Şirketlerin reklama bakış açıları çok değişmekle beraber reklam dünyasındaki insanların yeni fikirleri de reklam verenleri şekillendirmiştir.
Yüz kişiye, bir şirket niye reklam verir, diye soru soralım. Yüz kişinin yüzü de aynı cevabı verecektir. Satışını arttırmak için reklam verir şirket, cevabını duyacaktır soru soran. Bu cevabın yanlış olduğunu söylemiyorum ama bu sadece cevaplardan biridir. Buradaki temel amaç algı yönetimidir. Yani bir şirket reklam verirken, yeni müşteriler kazanmak amacı güder tabii ama önemli olan insanların kafasındaki o markayı unutturmamaktır. Algıyı sürekli kontrol altına almakla beraber yeni kampanyaları da sunmaktır.
Bir örnekle olayı açmaya çalışayım…
İş Bankası Cem Yılmaz ile bir reklam anlaşması yaptı kaç yıl önce. 4.5 milyon dolara anlaşmıştı. Soru şu: Cem Yılmaz ile anlaşma yapıldıktan sonra o bankanın cirosu ne kadar arttı? Tabii normal düzeyde artmıştır ama İş Bankası o 4,5 milyon doları verirken sadece satışı düşünmemekle beraber insanların bankayla ilgili olan algısını düşünerek o reklamları çekmektedir. Yani, sürekli bilinirlik ve güven yatar bu reklamlarda. “Bize güvenin” demektir aslında bu reklamlar. Uzun vadeli projelerdir bunlar.
Bildiğiniz tüm markaların reklam bütçeleri vardır. Reklam olayını gereksiz bulan tüm şirketler kendi yağında kavrulmaya mahkûmdur bu yüzyılda. CocaCola’nın reklama mı ihtiyacı var, sorusu geçen yüzyıldan kalma bir düşüncedir. Bir milyar litre kola satan bir markanın reklam verirken amacı sadece “satış” değildir. İnsanların kafasına sürekli, sürekli ve sürekli o markayı empoze etmektir. Dünyanın en çok asitli içecek satan şirketinin de tabii ki reklama ihtiyacı vardır, Malatya’daki bir asitli içeceğinin de reklama ihtiyacı vardır. Reklamın geneli veya yereli olmaz. Reklamın iyisi ve kötüsü vardır. İyi reklam algıyı yönetir ve uzun vadede kazandır ve tabii ki süreklilik ister. Kötü reklam günü kurtarır ve sürekli olması o şirkete hiçbir kazanç getirtmez.
2013 yılında Türkiye’de toplam reklama verilen para 5 milyar 80 milyon TL’dir. Bir önceki yıla göre yüzde 9,2’lik bir artış göstermiş. Yani şirketlerin reklama bakış açısı sürekli şekillenmekle beraber reklamcıların da iyisi farkı meydana getiriyor.
Malatya’da reklam olayının tam olarak anlaşılmadığını düşünüyorum. Reklam verenlerin ihtiyaçlarını karşılayan çok az kuruluş var? Malatya’da reklam olayı Türkiye geneline vurduğun zaman 20 yıl geriden takip ediyor gibi. Burada İstanbul’u baz alıyorum. Eğer şu soruya direkt cevap verebiliyorsanız demek ki o reklamcı doğru iş yapmıştır diye düşünüyorum.
Soruyu bir basın kuruluşu üzerinden değil de daha genel bir kuruluştan vereceğim. Billboardlardan. Malatya’daki billboardlarda aklınızda kalan bir marka var mı? Vardır diye düşünerek sorunun boyutunu daraltalım. Her gün önünden geçtiğiniz Kapalı Çarşı’nın karşısındaki billboarddaki reklamı hatırlıyor musunuz? Bu soruyu bilen sayısı çok azdır. Çünkü akılda kalıcı bir sloganı veya hafızamızda yer etmiş bir süreklilik olmadığı için hatırlamıyoruz.
Bir kuruluşa reklam vermek bir kereye mahsus bir olay değildir. Reklam vermek sadece markanı afişe etmek de değildir.
Malatya’da reklam nasıl veriliyor, diye daha yerel bir yazı yazacağım. Diğer güne…