Türkiye’de reklam pastası 6 gruba ayrılmıştır. Televizyon, yazılı basın, dijital, açık hava, radyo ve sinema olarak hesaplanır yüzdeler. 2013 yılında tüm reklam pastası içerisinde televizyon, yüzde 57,25 içerisinde birincidir. Televizyonu takip eden yazılı basındır. Yüzde 22,43’tür. Diğer gruplar yüzde 10’nun altındadır.
Reklam olayı dediğimiz kavram çok kapsamlı bir olaydır. İzlenirlik çok önemli olmakla beraber reklamın yeri, şekli, boyutu ve zamanı çok önemlidir. Malatya’da reklam verenlerin bir bölümü, bu tür hassasiyetlere hiç bakmadan reklam vermektedir.
Mesela, “açık hava reklamı” diye adlandırılan reklam şeklinin Türkiye’deki ölçüsü sadece yüzde 2.61’dir. Fakat bazı markalara bakıyoruz sadece veya yoğunlukla açık hava reklamı veriyor. Yazılı basını veya televizyonu es geçiyor. Daha etkili olduğunu düşünerek yapılıyorsa çok yanlış... Çünkü yapılan çoğu araştırmaya baktığımızda birinci sırada televizyon gözükse de etki anlamında kâğıda basılan reklam her zaman önemlidir. Çünkü kalıcıdır ve direkt temas vardır o markayla okuyucu arasında. Bundan elli yıl önce basılan bir gazetenin içeriğine ulaşabilirsiniz. Çünkü resmi olan her gazete arşivlenir.
Eğer, açık hava reklamı daha ucuz diye yapılıyorsa o da yanlış bir düşünce. Bir reklamın fiyatı, o reklamı yayınlayacak olan kuruluşun dalına ve etkisine göre bakılır.
Mesela gazeteye verilen reklam fiyatı ile billboarda verilen reklam fiyatı aynı olamaz. Ya da internet sitelerine verilen reklam ile radyoya verilen reklamın ücreti aynı olamaz. Malatya’da bu ölçülere bakan kimse yok maalesef? Hatta bırakın aynı olmayı, billboarda verilen reklam yazılı basından daha pahalı.
Reklam kuruluşları, fiyat belirlerken kendi kulvarına göre hareket eder. Yani, internet sitesi, diğer internet sitelerine göre, gazete diğer gazetelere göre, radyo, diğer radyolara göre kendi fiyatını belirler. Sinemada gösterilen reklam ile televizyonda gösterilen reklam arasında uçurum farklar vardır.
Burada bahsetmek istediğim “etki” olayını biraz daha açayım…
Eskiden, reklam anlayışında şöyle bir soru vardı. Vereceğim reklamı kaç kişi görecek? Bu soru tarihe karışmıştır ve sorulacak soru şudur: Vereceğim reklama kaç kişi dikkat kesilecek? Yani, o yayınlanan reklama kaç kişi duraklayarak bakacak? Yüzlerce insanın hiç durmadan geçtiği o reklamın önünden kimsenin algısını değiştiremezsin. Reklam algı yönetimidir ve o yeni müşteriye kendi markanı unutturmamakla beraber güven hissi vermektir.
Malatya’da yapılan başka bir yanlış daha var. Türkiye’de kendini kanıtlamış firmaların bayilikleri var Malatya’da. Bu firmaların ulusal kanallarda ve ulusal yazılı basında sürekli reklamları var. Bu Malatya’daki bayiliklerin bir bölümü bu ulusal reklama güvenerek yerel bir reklam olayına hiç girmemesi çok yanlış bir düşüncedir. İsmini vermeyeceğim bir büyük şirketin en az 7-8 bayisi var Malatya’da. Ama bir-iki veya üç bayii diğer bayilere oranla daha fazla ciro yapmaktadır. Ürün aynı, marka aynı sadece o bayiinin ismi farklı. O cirosu yüksek bayilere bakın ve inceleyiniz. Kaç yıldır yerel reklam veriyorlar? Sürekli reklamları çıkar ve o algı yönetimi dediğimiz pazarlama tekniğini iyi kullanırlar.
Malatya’da reklam anlayışını yine reklamcılar düzeltecektir. Ve yeni fikirleri reklam verenlere sunmak işini ısrarla anlatmaları gerekmektedir. Somut örnekler her zaman işe yaramaktadır. Zamana ayak uyduramayan reklamcı da reklam veren de başarısızlığa mahkûmdur.