Aslında bu yazıyı yazmak gibi bir fikrim yoktu, taa ki Şükran Malkoç imzalı manşet haberi elimize gelene kadar. Küçüklüğümden beri beni en çok etkileyen 3 yer olmuştur. Çocuk esirgeme kurumları, huzurevleri ve mezarlıklar. Ölümü hepimiz yaşayacağımız için aslında o kısma çok takılmıyorum sadece sevdiklerimi kaybetmenin düşüncesinin altında eziliyorum. Ancak çocuk esirgeme ve huzurevleri farklı bir duygu veriyor.

Gece en az 4 kere kalkıp üstünü örtüp, doyasıya öptüğüm çocuğumun tadını alırken o duygudan mahrum olan çocukların sıra sıra dizilmiş yataklarla yalnız başlarına uykuya dalmış olmaları iç acıtıyor. Çakan şimşeğin sesi, hasta olduklarında anne şefkati istekleri, sabah gözlerini açınca hissettikleri duygular hep ok gibi saplanıyor beynime. Şanslılar elbette devletin güvenli ellerinde, sağlıklı ortamlarda büyüyebiliyorlar hatta yaşadıkları acılara rağmen sivrilerek hayatlarında gayet başarılı olabiliyorlar. Ama maalesef iyi yanlarını düşünsem bile burnumdaki sızıya engel olamıyorum.

İşte o hissettiğim tarifsiz hisleri birde huzurevinde kalan yaşlılar için yaşıyorum. Dedem, babaannem, annem, babam geliyor aklıma. Bir çok kez röportaj yapmak için Malatya’daki huzurevine gidip oradaki amcalarla teyzelerle vakit geçirdikçe ve hikayelerini dinledikçe zaten sessiz kalmak mümkün değil. Huzurevinde kalan kimse sahipsiz değil öncelikle bunu belirtmek isterim. Ünlü şirketlerde genel müdürlük yapan, askeriyede üst düzey görevli olan, sadece Malatya’da değil Türkiye genelinde tanınan iş insanlarının anne ve babaları huzurevlerinde yeni bir hayata ‘merhaba’ diyorlar. Üstelik hiçbiride şikayet etmeden haline şükrediyor. “Aman yavrum, evinde olsun, sağ olsun. Ben mutluyum, razıyım” diyerek bahsediyorlar çocuklarından. Birbirlerine yoldaş olmuşlar ama kesinlikle kendi aralarında neden orada olduklarını konuşmadan, dert yanmadan gidiyor bu arkadaşlık. Onların yüzüne baktıkça sıralayamayacağım sorular kafamda yer aldı. “Ben nasıl anne mi ve baba mı evime sığdıramayıp, onu evimden kendimden uzaklaştırabilirim?” diye düşündüm defalarca. Şartları ne kadar iyi olursa olsun evladın verdiği sıcaklığı kimse veremez. Göreve yeni atanan Aile ve Sosyal Politikalar Müdürü Galip Sökmen, “Yaşlıda, zenginde huzurevinde kalıyor” derken çok haklı. Hatta kendi tespitimi söylemek isterim, fakir insanlar bakıyor anne babaya ama zengin hiç sığdıramıyor. Bu arada durumu olmayan yaşlılara 308 lira verildiğinden de bahsetmiş Sayın Sökmen. Kendisinin inisiyatifinde olmadığını biliyorum ancak belirtmek isterim ki yaşadığımız hayat pahalılığında 308 lira koca bir hiç. Her gün gidip içecekleri bir bardak çaya bile yetmiyor. Bu konuda düzenleme yapılması çocukları tarafından kabul görmeyen yaşlılarımız için yapabileceğimiz en büyük iyilik olacaktır.