Sokaklar sessiz, binalar yarım, umutlar yorgun bir şehir… 6 Şubat sabahı sadece binalar değil yılların biriktirdiği düzen yıkıldı. Malatya artık sadece bir şehir değil; bir hatıra, bir mücadele ve bir bekleyişin ifadesi.
Depremin üzerinden 2,5 yıl geçmesine rağmen, hala birçok bölgede asbest tozuna karışmış sessizlik var. TOKİ’nin yükselen blokları her ne kadar “yeniden doğuş” izlenimi verse de o binalara taşınacak insanlar hala konteynerde, belirsizlik içinde. İnşaat vinçleri gökyüzüne yükseldi, aşağıda insanlar hâlâ geçmişin ağırlığını sırtında taşıyor.
Malatya’nın ne zaman eski haline döneceği sorusu belirsizliğini korkmakta. Ama yanıtı hem teknik hem de duygusal. Çünkü eski zaman dediğimiz şey, sadece evlerin dikildiği değil; komşuluğun, esnafın, okul yolundaki çocuk seslerinin, pazar sabahı çay kokusunun geri geldiği durum. Ve o eski zaman, sadece betonla değil, zamanla, sabırla, birlikte iyileşmekle gelir.
Bugünse şehir merkezinde kapanmayan yaralar var. Alt yapı sorunları, ulaşım sıkıntıları, eğitimdeki aksaklıklar… Bunlar sadece fiziksel eksikler değil. Aynı zamanda insanların yeniden bağlanmasını geciktiren engeller.
Acaba her zaman denilen şeyler zamanında yapılıyor mu? Bu soruların cevabı belki de konteynerde yaşayan ve 3.yılını geçirmeye hazırlanan bir ailede ya da esnaflığını yeniden kuramayan bir Malatya’nın sessizliğinde gizli.
Önemli şeylerden birincisi de şu: Malatya’nın eski haline dönmesi, sadece binaların ayağa kalkması değil; güven duygusunun geri gelmesi demek. Çünkü insanlar artık evlerine girerken bile tedirgin. Çocuklar depremi bir korku masalı gibi değil, yaşanmış bir gerçeklik olarak biliyor.
Sonuç… Malatya eski haline dönmeyecek. Ama belki de çok daha güçlü bir geleceğe yürüyen yepyeni bir şehir olacak.