Konuşmak insanoğlunun en güzel hasletlerindendir. Önce kelime kelime başlarsın işe, sonra cümleler öğrenmeye ve cümle öbeklerini sıralarsın.
“Hıngaaa”yla başlayan süreç, “ Ya baba bana para ver!” ile hızlanan, “Yetişme tarzımızdan kaynaklanan sorunlar var. Olay tamamen sosyo-ekonomik bir durum” ile çağ farkına değinen bir gelişme ile “Bizim zamanımızda babaların eli öpülürdü...” ile son bulan bu cümleler bilindik ve sürekli tekrar yapan cümlelerdir.
Bu tekrarlar her dilde geçerlidir. Evrensel bir tarafı vardır bu cümle öbeklerinin. Arapçada söylesen, Türkçede söylesen, Malaycada söylesen, Kürtçede söylesen fark etmez.
Daha birkaç günlük bebeğin ağlama sesi dünyanın her yerinde aynıdır. Hatta hemen hemen aynı tondadır. Bebeklik dönemi bence biraz astronomik bir olaydır. Geneldir yani… Bebeğin özeli olmaz. Papua Yeni Gine’de de bebek, bebektir, Londra’da da…
Hayata bir ağrı sonucu gelen, bir haykırış patlamasından kopan o isyankâr bebeğin, sanki gelmek istemeyişi biraz gariptir aslında. Dünyanın her yerinde bebek dünyaya gelmek istemez. Ve bu isyan, dünyanın her yerinde aynı dildedir. Haykırış biçimi aynıdır. Toplumların bu kadar asimile olduğu, yerel kavramının bittiği bu küresel çöplükte bebekler aynı dilde haykırır. Aynı dilde feryat eder.
Bu haykırış insanoğlunun ne kadar nankör olduğunun göstergesidir sanki…
Sanki vahşi kapitalizmedir bu isyan…
Sanki insanoğlunun bitmek bilmez nefretine, kinine…
Sanki bu hiç bitmeyen savaşlaradır isyan…
Dünyanın dört bir yanında ölen, yetim kalan, evsiz kalan çocukların, sessiz dünyaya bir tepkisidir. Bu sesiz dünyaya aynı dilde bir haykırıştır sanki…
İki dil, üç dil, beş dil ya da yüzlerce dil… Hiç fark etmez.
Dünyada yeni doğan tüm bebekler belki Kırım için ağlıyordur ya da Filistin için… Ama aynı dilde haykırıyorlar ve yetişkinler bu feryadı duymuyorlar. Küresel bir feryattır bu haykırış! Dünya’nın en çok duyulan ama hiç anlaşılamayan dilidir bebek dili…
Bu küresel haykırış belki kıyamete kadar anlaşılamayacaktır!