Bir iş insanı mümkün olduğunca düşük fiyatla alıp ve yüksek fiyatla satarak en yüksek karı elde etmeye çalışır.

İŞ İNSANLARIMIZ

Bir iş insanı mümkün olduğunca düşük fiyatla alıp ve yüksek fiyatla satarak en yüksek karı elde etmeye çalışır. İş insanı kazandığı paranın küçük bir kısmını tüketime ayırır, geriye kalanını da işine yatırır.

İş insanları iyi bir sunumla müşterilerinin istediği mal ve hizmetleri satarak kar elde etmektedirler. Yani hırsızlık ve sahtekarlık yaparak kazanmıyorlar. Üretim ve ticaret yaparak kazanç elde ediyor. İş insanları kendileri kazanırken topluma da fayda sağlıyorlar.

Bir iş insanını büyük bir müzisyene ve sporcuya benzetebiliriz. Üretirken kendilerini düşünürler ama sonrasında topluma da hizmet ederler. Topluma hizmet ikincil bir sonuçtur.

Bir iş insanı üretirken sürecin kime yaradığıyla ilgilenmez, kendini tatmin öne çıkar. İş insanı sürecin kime yaradığını düşündüğünde üretim yapamaz.

İş insanları ilk önce kendi çıkarlarına sahip olduklarından gizliden gizliye suçluluk da duyarlar. Türk mali sözleşmesine baktığımızda, toplumun aslında zengini sevmediğini görebiliriz. Çocukları şimdilerde farklı olsalar da, zenginlerin gösterişli giyinmemeleri ve zenginliklerini belli etmemeye çalışmaları bu yüzdendir.

İş insanlarının etik konusunu çok iyi bilmesi gerekiyor. Soru şudur: Bir insan kendisi için mi yaşamalıdır, yoksa kendisini başka bir şey içinfeda mı etmelidir? JEFERSON, insan yalnızca kendi mutluluğunun arkasından gitmelidir diyor. Bu fikri John LOCK’dan almıştı, o da bu görüşü ARİSTO’dan.

Toplum, kamu görevlileri yani hemen hemen herkes, iş insanlarının parasını dürüstçe olmayan yollardan elde ettiği inancındadır. Toplumdaki birinin bir sorunu olduğunda hiç düşünmeden iş insanını suçlar. Görüldüğü gibi iş insanının her şeye karşı limitsiz sorumluluğu vardır. Akla gelebilecek her türlü konudan dolayı suçludurlar. Sebze ve meyve pahalılığından kabzımalları, marketleri ve manavları sorumlu tutmuyor muyuz?

İş insanı kendinden gurur duymak ve bunları anlatmak yerine utanır. Aslında kendisine bir Kayseri sözünün hatırlattığı gibi, “utanma, pazar dostluğu bozar” denilmelidir. Bu sebeple iş insanları etik felsefesini öğrenmelidirler.

İş insanları üretim ve ticaret yaparak kar elde ediyorlar, alıcılarla serbestçe ticaret yapıyorlar ve topluma refah ve yarar dağıtıyorlar. Gerçek durum bundan ibaret.

Bilindiği gibi, dünyanın çeşitli üniversitelerdeki bilim adamları keşif ve icat yaparlar. Bu keşif ve icatlar eğer iş insanları tarafından uygulamaya dökülmezse ve üretilmezse, insanların üretilenlerden haberleri dahi olmayacaktı. Hayati unsur, iyiliklerin ortaya çıkarılması ve sanayi ile zenginlik üretme işidir.

Üretimi organize eden, finanse eden ve üreten iş insanları faaliyetlerini sürdürürken birçok riskli kararlar alırlar. Kar bu riskli kararlardan sonra ortaya çıkar. İş insanı başarısızlığı ise zararla tatmaktadır.

Bize göre üretim ve ticaret ahlaki bir erdemle yapılmaktadır. İş insanları cesaret, inisiyatif ve uzun vadeli çalışmalarının karşılığını alırlar.

İş insanları büyük kurtarıcıdırlar. İş insanları kalabalıkları doyurmuş, onları umutsuzluk ve korkudan kurtarmışlardır.

İş insanlarını tanımlayan kavramlar üç tanedir: Erdem, gerçekler ve akıl.

Gerçek şudur; iş insanları gerçeği sunduklarında yani fiziksel ürünleri ve hizmetleri sattıklarında insanların hayattan zevk almalarını da sağlamaktadırlar. Ayrıca iş insanları akıllarını kullanarak mantıklı sonuçlara da ulaşmaktadırlar. İş insanları zenginliğin sadece fiziksel faktörlerin değil mantıklı düşünmenin de bir ürünü olduğunu bilirler.

İş insanları sattıkları her mal veya hizmeti kendilerinin mantık ve zekâsıyla üretirler. Bir iş insanı yalnızca mantıklı düşünerek başarılı olabilir.