Günlük hayatta sıklıkla duyduğumuz, âdete ağızlara sakız olan, günde ortalama yirmi defa girip, çıkan arkadaşlarımızın olduğu, çağımızın önemli ruhsal bozukluğu: DEPRESYON.

Fransızca ‘depressio’ kelimesinden alıntı yaptığımız, aslen Latince kökenli olup ‘çukur’ anlamına gelen bir sözcüktür. Ruh sağlığı alanında ise: bir çeşit ruhsal çökkünlük, umutsuzluk, isteksizlik vb. duygu ve düşüncelerle kendini belli eden bir sendromdur.

Moral bozukluğu mu depresyon mu?

Hayat süreci içerisinde yaşanan olaylar, kişinin ruh halini etkilemekte olup moral açısından inişler çıkışlar yaşatmaktadır. Çevremizde sıkça duyduğumuz, günde yirmi defa girilip, çıkıldığı iddia edilen durum aslında depresyon değil moral bozukluğudur. O zaman gelin hep birlikte moral bozukluğunu depresyondan ayıran kriterler nelermiş görelim:

  • Duygusal olarak üzgün, mutsuz, kederli hissetmesi,
  • Düşünce olarak durumuyla ilgili ümitsizlik, çaresizlik ve karamsarlık içinde olması, kendini bu durum içinde yetersiz ve değersiz olarak algılaması ve hatta intiharı çözüm olarak görmesi,
  • Davranış olarak kendini toplumdan soyutlaması, içine kapanması, giderek durgunlaşması, hiçbir şeyden zevk alamaması ve isteksizlik göstermesi ve
  • Bedensel olarak uykusunun ve iştahının bozulmasıdır.(TPD)

Bu belirtilerin fark edildiği an depresyon sürecine girmişiz demektir.

Depresyonun Yaygınlığı

Yapılan araştırmalara göre Depresyon, kadınlarda erkeklere göre iki kat daha fazla görülmektedir. Verileri incelediğimize erkeklerde görülme oranı %12, kadınlarda görme oranı %26’dır.Kadınlarda depresyonun iki kat daha fazla görülmesinin nedenlerini araştırdığımızda karşımıza şu sonuç çıkıyor: Kadınlar duygularını daha yoğun yaşıyor ve gebelik-doğum gibi etkenler kadınları psikolojik olarak etkileyip depresyona daha yatkın bir hale getiriyor.

Ne Yapmalı?

Depresyonun tedavisi üzerine konuşulduğunda dikkat etmemiz gereken etken, depresyonunşiddetinin ne kadar olduğudur. Ağır geçirilen bir depresyon kişiyi intihara teşebbüsün sınırına kadar getirilebilir. Bu tarz durumlarda kişi kesinlikle profesyonel yardım alabileceği yerlere başvurmalıdır. Ancak biz istiyoruz ki depresyon bu seviyeye gelmeden ve mümkünse hiç yakalanmadan hayatımıza devam edelim. Bunun içinde yapılması gerekenleri dilimin döndüğünce maddeler halinde anlatmak istiyorum.

1.Sosyal Destek: Araştırmalara göre sosyal destek, kişinin depresyondan kurtulma şansını dört kat arttırmaktadır. Bu sebepten mümkün olduğunca sosyal desteğe önem vermeliyiz. Kendi duygularımızı açıklamamızı, anlamlandırmamızı ve içinde bulunduğumuz durumu gerçekçi bir şekilde değerlendirmemizi kolaylaştıran bu faktörü es geçmemeliyiz.

2.Esnek düşünme: Sağlıklı duygu kontrolünün ana mekanizması esnek düşünmektir. Mevcut kötü durumun değiştirilmesinin mümkün olmadığı zamanlarda duyguları değiştirmek her zaman daha akılcı ve sağlıklıdır. Esnek düşünme becerilerini iyi kullanan kişilerin depresyon vb. rahatsızlıklara yakalanma oranı kullanamayanlara göre çok daha düşük olduğu da unutulmamalıdır.

3.Yürümek: Yaratıcılığı arttırmaktan gerginliği azaltmaya kadar birçok faydası bulunan yürümek depresyonla mücadelede etkili bir yöntemdir. Unutulmamalıdır parkta yürürken gördüğümüz bir ağaç bir kuş bile insan psikolojisine rahatlatıcı etki yapar.

4.Spor yapmak: İnsanda neşeli, rahat ve pozitif düşünmeyi sağlayıcı etkiyi yapan hormon olan endofrin spor yaparken de salgılanabilmektedir. Ayrıca haftada iki-üç kez yapılan spor beyinin kendisinin yenilemesini sağlayacaktır.

5.Hedef Koymak: Depresyondaki bir kişi kendini işe yaramaz ve beceriksiz görme eğilimindedir. Zamanla bu eğilimin artması kişiyi daha mutsuz hale getirebilir. Bu yüzden ayakkabı boyamak gibi küçükte olsa mutlaka kendinize hedef koymayı ihmal etmeyin.

KENDİMİZE NOT:17 yaşındayken 16. yaşın, 25 yaşındayken 24. yaşın ve 60 yaşındayken 59. yaşın özlendiği bir yaşam döngüsünde her anı dolu dolu ve tadını çıkararak yaşayalım. Mutluluğumuzu başkalarının onayına, beğenisine bağlamayalım gelin hep beraber içimizden geldiği gibi yaşayalım.