Zaman tüm hızıyla geçiyor ve kimsenin elinden bir şey geleceğini düşünmüyorum. Zaman geçtikçe de her şeyin değiştiği görülüyor. Oynadığımız oyunlar, dinlediğimiz müzikler, hitaplar, düşünceler, sistemler… Ama değişime de ayak uydurmak gerekiyor çünkü kimse geçmişte yaşamıyor. Eskiye olan özlem değişmese de insan bugünde yaşıyor ve yaşamalı. Geçmişe dönüş mümkün değilse eğer, insan bugüne odaklanmalı.

Saat ile zamanın farkını da iyi kavramak gerekiyor, zira aynı şey değiller. Saat hep aynı hızda ve herkes için aynı akıyor. Zaman ise her insanda farklı aralıklarda ilerliyor. Kimisinin zamanı çok, kimisinin düşünmeye bile zamanı yok. Hepimiz zaman içinde yaşayıp gidiyoruz.

Çocukların bile en çok kurduğu hayallerin başında geliyor bu konu.
-“Bir zaman makinesi olsa nereye gitmek istersin?” diye soruyor ilkokula giden küçük yeğenim.

Ben yine çoğunluk gibi duygusallığa yenik düşerek geçmiş bir zamanı söylüyorum, mutlu olduğuma emin olduğum zamanlardan bahsediyorum.

Bu kez ben kendisine soruyorum:
-“Sen olsan hangi zamana gitmek istersin?” diye.

Uzaydan bahsediyor, “Uçan arabaların olduğu çağa gitmek isterim” diye başlıyor ve uzun uzun hayaller kuruyor. Hiçbir yetişkinin aklına dahi gelmeyecek şeylerden bahsediyor.

Çocuklar gelecekten bahsediyor, büyükleri geçmişinden. Kimse bu zamana ait değil gibi. Kimse yerinden memnun değilmiş gibi.

Biz de sizinle beraber tükenen, kısıtlı zamanımızda; bugüne, düne ve yarına bakacağız. Zamanı bir bütün olarak değerlendireceğiz ama şimdi de yaşadığımızın farkında olacağız.

Bu köşede halk hikâyelerinden, gündemden, radyolarda denk geldiğimiz müziklerden, kitaplardan, filmlerden, yani hayata dair olan her şeyden bahsedeceğiz. Zaman bir yandan akıp gidecek ve 8 milyardan fazla insan farklı farklı şeyler yaşayacak. Biz de bu köşede yaşadıklarımızı, düşüncelerimizi anlatmaya çalışacağız.

Elimizden geldiğince...