Kaç yıl olduğunu bilmiyorum ama uzun bir süredir sevdiklerimizin ve canımızın endişesiyle yaşıyoruz.

Elbette ki ölüm her an yanı başımızda ancak göz göre göre ölümü beklemek çok farklı. Yıllar boyunca askerimize, polisimize yapılan saldırıları hazmedemezken siviller, çocuklar, yaşlılar, hamileler patlamalarda bir bir ölmeye başladı. Sonra patlamaların adresleri değişti.

Yollara döşenen mayınlar, tuzaklar derken konserler, eylemler, mitingler, otobüs durakları, kalabalık yerler, resmi binalar ve şimdi düğünler.

On binlerce kişiyi kaybetmenin acısıyla yaşarken, “Kalabalık yerlere gitmeyin, çarşı pazara gitmeyin, havalimanlarına, AVM’lere gitmeyin” diye hep uyarıldık. En son yaşanan Gaziantep patlamasından sonra tüm algılarımız, ayarlarımız bozuldu.

Herkese, her şeye şüpheyle korkuyla bakmaya başladık. Acil kaçış planları, afet çantaları, çocukları korumanın yollarıyla yaşıyoruz artık.

Bir düğün bin cenazeye nasıl dönüşüyor canlı canlı gördük. Bir gelin kına gecesinden sonra düğün gününün hayaliyle ve babasının evindeki son gecesinin burukluğuyla uykuya dalar. Ama Antep’te öyle olmadı, ailede ki çoluk çocuk, anne-baba herkes gelini arkada bırakıp gittiler.

Düğün halayları cenaze ağıtlarına dönüştü. İşte o günden sonra benim yaşadığım korkunun tarifi yok. Tabi ben sadece korku diye içimdeki korkuyu dillendiriyordum ama değilmiş. Resmen duygu çöküşü, psikolojik bozukluk yaşıyormuşum haberim yokmuş. Nasıl mı anladım?

Geçtiğimiz gece hava sıcaklığından uyuyamıyoruz, evin en serin yerini bulup uykuya dalmak istedim gece yarısı. Oğlumla beraber bir odada serin bir köşe bulup uykuya daldık. Yarım saat geçmeden bir patlama sesiyle uyandım, arkasından aynı ses 6-7 kere tekrar etti.

Önce yaşadığım şoku ve korkuyu atlattım, daha sonra “her an Malatya’da da bir patlama olabilir” uyarılarının gerçek olduğu düşüncesiyle oğlumu kontrol ettim, eşim uyanmıştı, yaşıyordu “ohh” dedim, “patlama oldu ama biz kurtulduk” dedim.

Ancak ailem, komşularım, akrabalar herkes gözümün önünden geçti birden çünkü patlama sesleri çok yakından gelmişti.

Nasıl bir manzarayla karşılaşacağımın korkusuyla cama yöneldim ne olduğunu anlamak için. Bu arada bu kadar olup biteni 30 saniye içinde yaşadım.

Neyse cama doğru gittim dışarıya bakmak için, gördüklerime inanamadım. Karşı apartmanda oturan genç bir kıza erkek arkadaşı evlenme teklif etmek için havai fişek patlatmış. Kızcağız mutluluktan balkonda kala kalmış, damat adayı romantiklik çıtasını yükselttiği için haklı bir gurur içerisinde.

Ben ve benim gibi can korkusu yaşayanlar ise panik halinde camlarda.

İşte duygularımızın ayarlarıyla oynadıklarının en somut örneğidir bu. Bazılarının mutluluğu, bazılarının korkusu olabiliyor artık.

Normal şartlarda camlardan alkış çalmamız gerekirken o evlenme teklifine, kapı cam kapatıp içeri kaçmayı tercih ettik, patlama sanıp sağ kurtulduğumuza sevindik.

Geçmişe dönmeyi istiyorum artık. Nasıl olacak bilmiyorum? Fabrika ayarlarımızla mı oynarlar, reset mi atarlar? Bilmiyorum ama endişe ve kaygı olmadan yaşamak istiyorum artık.

Bu kötü günleri atlatacağımıza inanıyorum elbette. Tek dileğim bu zaten son günlerde…