15 Temmuz gecesi… Türkiye inanılması güç bir gece yaşadı...

İlk olarak akşam saatlerinde İstanbul Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin askerler tarafından trafiğe kapatıldığını öğrendik haber kanallarından.

Daha ne olduğunu anlamadan “Ankara'da ve İstanbul'da çok sayıda askeri jet 'alçak uçuş' yaptı” haberleri geldi.

Tüm bunlar yaşanırken Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından medya aracılığıyla yapılan açıklamada 'Ülke yönetimine bütünüyle el konmuştur' denildi. Bu bir darbeydi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, rehin alındı. TRT'de devletin televizyonun da 'Yurtta Sulh Konseyi' adı altında darbe bildirisi okutuldu, ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağının uygulanacağı belirtildi...

İşte tüm bunlar tam 2 saat içerisinde yaşandı. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken ben ve benim gibi görev yapan birçok basın mensubu arkadaşım tüm uyarılara rağmen çalıştıkları kurumlara gitmek zorunda kaldı. Ve çok hızlı ama zor geçen bir gece yaşadık.

Sular hiç ama hiç durulmadı. Vatandaşa en sağlıklı, en doğru bilgiyi vermek için önce internet sitelerinden haberler yayınlamaya başladık, daha sonrada TV kanallarından bilgi aktarmaya başladık evinde korku içinde oturan vatandaşa.

Hep dedemden ve büyüklerimden ağzım açık ve şaşkınlık içinde dinlediğim 80 darbesinin aynısını mı yaşayacaktık? Çocuğum ne olacaktı? Kafamda bu şekilde binlerce soruyla görevimi yapmaya çalıştım.

İşte o zaman bir kez daha anladım mesleğimin önemini ve zorluğunu. Büyük bir kitle senden çıkacak tek bir kelimeye bakıyor. Ulusal medya o gece ve ertesi gün şahane çalıştı. Sanki anlaşmalı gibi büyük bir koordinasyon vardı. Hiç ama hiç bilgi kirliliği yaşanmadı. Açıklamalar birinci ağızdan ve yetkililerden yapıldı. TV yorumcuları, köşe yazarları herkes sağduyu içerisinde her kelimesine dikkat ederek konuştu. Darbe girişimini an be an takip etti Türk halkı.

Tabi her şey böyle kolay ve güllük gülistanlık içerisinde değildi. Tüm yollar kapatıldı. Bazı mesai arkadaşlarımız çalıştığı kurumlara yürüyerek gitti… 48 saat hiç uyunmadı… 5 saat hiç aralıksız, hiç susmadan canlı yayın yaptım ekip arkadaşlarımla… Silahlar, tanklar arasında tek bir kare görüntü almak için küçücük tekerin arkasına saklananlar vardı… Arbede arasında kaldılar… Konuşulmayanları konuşmak zorundaydık… Yazılmayanı yazmak…

Kameramanından, muhabirine, yönetmeninden, grafikçisine herkes dört bir yana dağılmış bilgi toplamaya çalıştı… Zor muydu? Evet zordu. Ama sonuç göğüs kabartıcıydı. Temiz ve dürüst yayıncılık yapmanın ve millete hizmet etmenin onurunu yaşadık.

Sulara zehir katıldı yalanlarını bile saniyesinde çürütmeyi başardık. Sizlerin huzurunda tüm basın mensubu arkadaşlarıma, medya kuruluşlarına teşekkürü borç bilirim…

15 Temmuz 2017 tarihinde ve sonrasında yaşananlarla ilgili yazmak ve söylemek istediğim çok şey var ancak şimdi değil.

O nedenle bana sakın “onca şey yaşandı sen bunu mu yazdın?” demeyin…