Son zamanlarda Türkiye’de artan cinayetler, yalnızca bireysel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir krizin habercisi haline geldi. Gazetelerin gündemini meşgul eden cinayet vakaları, ülkenin sosyal yapısını ve güvenlik sistemini sorgulama gerekliliğini ortaya koyuyor.

Kan donduran cinayetler, eski cinayetlerin yeniden gün yüzüne çıkması artık insanları oldukça kötü etkiliyor.

Bir yandan bakılınca 15 yıl önce gerçekleşen bir cinayetin intihar ettiği söylenen failinin dahi öldüğü araştırılıyor. İnsanların inancı kırıldı. Bazı değerlere inanç kalmadı.

Her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi, çürümenin de kendine has bir başlangıç noktası vardır. Bu olayların bu denli artışı kafalarda soru işaretleri bırakıyor. Bu olaylar, toplumsal çürümenin başlangıcı mıdır?

Toplumlarda çürüme, genellikle adaletin, ahlakın ve toplumsal değerlerin aşındığı noktalarda başlar. Güvenilir kurumların ve sosyal yapıların zayıflaması, bireylerde güvensizlik yaratır. Yolsuzluk, ayrımcılık ve adaletsizlik gibi olgular, toplumun temel yapı taşlarını sarsarak çürümenin başlangıcını işaret eder.

İnkar edilerek bir yere varılmaz. Bunları dile getirenleri baskılamak da çözüm olmaz. Çürümenin başlangıcını görmek, bu sürecin durdurulması adına atılacak ilk adımdır. Bir an önce bu süreç dikkatle izlenmelidir.

Gözden kaçan küçük belirtiler, büyük sorunların habercisidir. Zamanında gözden kaçırdığımız birçok şeyin belirtilerini bugün yaşıyoruz. Bu kaos, güvensizlik ise zaten zor şartlar altında yaşamını sürdüren insanların umutlarını azaltıyor.

Bir an önce inkarı ve suçlamayı bırakıp bir şeyler yapılması gerekiyor. Yoksa bu gidişle bu çürümenin sonuçlarını görmek kaçınılmaz olacaktır.