Çoktandır yazmak istiyorum bu anlatacağım konuyu bi türlü yazamadım. Bugün camiler ile ilgili gözlemlerimi ve eleştirilerimi yazacağım.


Temizlik imanın yarısıdır ama maalesef camilerde gerçek temizlik yok denecek kadar azdır. Türkiye’de Diyanet, caminin iç işlerine karışmaz. Oraya bir ya da iki görevli tayin eder ve diğer bütün işlere cemaat ya da dernekler idare eder. En az on hocaya sordum: Camin mi temiz evin mi temiz? Cevabı “Camim” oldu her seferinde… Ne kadar yanlış düşündüklerini ve bu düşüncenin caminin kutsallığından geldiğini ama ev ile cami arasındaki insan topluluğunun en az 40 kat olduğunu anlatınca ve halılardaki toz kokusunu, tozu gösterince bana maalesef hak vermek zorunda kaldılar. Ve cemaate dem vurdular. Kapalı bir ortamda aynı anda 100 kişinin nefes alıp vermesi dahi koku oluşturur. Çorap kokusu, ter kokusu ve insanların camiye getirdikleri “iş” kokularını ekleyince maalesef camilerimiz çok kötü kokuyor.


1000 yıllık camilerimiz var ama maalesef çoğu steril değil. Çok büyük cami haricinde temizlik haftada bir yapılır. Ve genelde hoca ya da müezzin yapar. Bildiğimiz süpürge makineleriyle halıları haftada bir süpürürler. Ve bu temizlik maalesef yeterli değildir.


Merkezi sistemle beraber cami içi eğitim son bulmuştur. Nedir merkezi sistem? Ezan ve Cuma Namazı’ndan önce yapılan vaazlar tek bir camiden bütün şehirdeki camilere dağıtılır. Hocanın görevi sadece camideki makinenin düğmesine basmaktır. Her caminin kendine has sorunları vardır. Kendine has giderleri ve görevleri vardır. Eskiden vaaz sırasında sorular sorulurdu. Ve anlık cevaplar verilirdi. Şimdi ise sadece hoparlörde anlatan hatibin sesini dinlemekteler.


Merkezi sistemle beraber her camide mikrofon var. Biri imamın diğeri müezzinin… Ufacık bir camide bile o ses sistemi tam bilinmediği için bas bas bağıran müezzinler maalesef o cami içindeki ahengi bitiriyor. Cami dediğimiz kapalı ortam ruhani bir yerdir. Dünyevi olan her şeyin unutulduğu bir yerde ve Allah’ın isminin tekrarlandığı bir yerde insanlar ya da ben rahatsız oluyorum. Tamam, bir imamın ya da bir müezzinin sesi kötü olabilir. Bu doğaldır. İmam Hatibi bitirenlere şan dersi vermiyorlar. Ama sesi sonuna kadar açılmış bir ses sisteminde bağırarak kamet getirmek, bağırarak salâvat getirmek insanları rahatsız ediyor.


İmamlarımızın çoğu sadece o merkezi sisteme bağlı kalarak maaş alıyorlar. Geçenlerde, daha önce hiç gitmediğim bir camiye Cuma Namazı’na gitmiştim. Caminin dışına yani kaldırımda oturan Müslümanları görünce çok acayibime giden bir şey fark ettim. Kaldırıma, kartonlar ve seccadeler serilmiş. Ama hiç birisi kıbleye bakmıyordu. İnsanlar dışarıda namaz kılabilir. Daha serin ve açık hava… Fakat kıblenin yanlış olduğunu daha ilk görüşte fark edebiliyorsam imam da fark etmiştir diye düşünüyorum. Ama uyarmıyor insanları. Çünkü merkezi sistem bi şey demiyor. Merkezi sistem kör etmiş.


Kırsal bir bölgenin cami imamıyla tanışmıştım geçen sene. Hayatımda gördüğüm en faal imamdı. Camiye bilgisayar almıştı. Ve yazıcı da… Durumu kötü olanlara hizmet için almış. Para toplayarak bir kütüphane oluşturmuş. Mahalleliden, kullanılmayan ilaçlarınızı atmayın, demiş. İlk ay pek dinleyen olmamış. Sonra yüzlerce ilaç toplamış. Ve her ay sağlık ocağına bağış yapılıyormuş. Bu imam ile demin anlattığım imam aynı maaşı alıyor.


8 yıllık ilköğretim ve toplu taşıma nasıl kırsal bölgelerdeki okulları boşaltmışsa ve o bölgelere giden kanaat önderi sayılabilecek öğretmenleri yok etmişse bu merkezi sistem de imamlığı bitirmiştir ve bir an önce bu sistemden vazgeçilmelidir.