İngiltere'deki Warwick Tıp Fakültesi tarafından yürütülen çalışmalar, gece yarısı uyanmalarının fizyolojik temellerini net bir şekilde ortaya koydu. Gece uykusunun en hafif olduğu evre ile vücudun güne başlama hazırlıklarının çakışması, kronik uykusuzluk sorunlarına zemin hazırlayan en büyük etken olarak kayıtlara geçti.

HAFİF UYKU EVRESİNDE KORTİZOL BASKISI

İnsan uykusu tek bir düzlemde ilerlemiyor; gece boyunca 90 ile 110 dakika arasında değişen dört ila altı farklı döngüden geçiyor. Hafif uykuyla başlayan bu serüven, derin uyku ve rüyaların görüldüğü REM evresiyle devam ediyor. Gecenin ikinci yarısına gelindiğinde ise vücut, sabah uyanışına hazırlanmak için bir stres hormonu olan kortizol seviyesini kademeli olarak artırmaya başlıyor.

İşte tam bu noktada biyolojik bir çatışma yaşanıyor. Vücudun kortizol salgıladığı bu uyanıklık hazırlığı, uykunun en hafif olduğu zaman dilimine denk gelirse, en ufak bir ses veya içsel kıpırtı kişinin tamamen uyanmasına neden oluyor. Aslında sağlıklı bir insan gece boyunca birkaç kez uyanıp saniyeler içinde geri dalıyor. Ancak bilinç tam anlamıyla açıldığında, o saatten sonra uykuda kalmak neredeyse imkansız hale geliyor.

KAHVE, ALKOL VE ZİHİNDEKİ SUSMAYAN SESLER

Fizyolojik döngülerin yanı sıra günlük tüketim alışkanlıklarımız da gece 3 uyanmalarını doğrudan tetikliyor. Kafein, vücuttaki uzun yarı ömrü nedeniyle gece yarısı uykunun hafiflediği anlarda sinir sistemini yeniden uyararak uyanışa sebep oluyor. Uyumaya yardımcı olduğu sanılan alkol ise tam aksine uyku mimarisini bozarak "parçalı ve kalitesiz" bir dinlenme süreci yaratıyor.

Madalyonun bir de psikolojik yüzü bulunuyor. Gündüz saatlerinde bir şekilde yönetilebilen stres ve kaygı unsurları, gecenin sessizliğinde "ruminasyon" adı verilen aşırı düşünme seanslarına dönüşüyor. Zihnin sürekli geçmişi veya geleceği tartması, stres sistemini aktif tutarak bedenin uykuya geri dönmesini engelliyor.

Malatya’da sağanak sonrası dolu sürprizi
Malatya’da sağanak sonrası dolu sürprizi
İçeriği Görüntüle

KESİNTİSİZ BİR UYKU İÇİN NELER YAPILMALI?

Araştırmacılar, uykunun bölünmesini engellemek için "uyku hijyeni" adı verilen kuralların katı bir şekilde uygulanması gerektiğini belirtiyor. Biyolojik saati dengelemek adına hafta sonu dahi olsa her gün aynı saatte uyanmak en kritik adımların başında geliyor. Yatmadan önceki son saatlerde dijital ekranların mavi ışığına maruz kalmamak da beynin uyku hormonlarını salgılamasını kolaylaştırıyor.

Eğer tüm bunlara rağmen gece uyanır ve uzun süre tekrar uyuyamazsanız, yatakta dönüp durmak yerine yataktan çıkılması tavsiye ediliyor. Loş bir ortamda kitap okumak gibi rahatlatıcı bir aktivite yapmak, zihnin "yatak eşittir uyanıklık ve stres" şeklinde kurduğu olumsuz bağı kırmak için hayati bir önem taşıyor.

Muhabir: Haber Merkezi