Çok sevdiğim, bir o kadar da örnek aldığım bir abimi kaybettim.

Her ölüm, her ayrılık erkendir… Ama bu çok erken ve de yakışıksız oldu.

Hayatımın bir döneminde, yeri geldiğinde sert, yeri geldiğinde otoriter, yerinde geldiğinde babacan, yeri geldiğinde ise dost olan bir patron imajıyla yer alan Bülent Abi’yi, rol modelimi kaybettim.

Genelde bu tür kayıplar sonrası sevdiklerimizin arkasından “Nev-i şahsına münhasır bir kişilik” der geçeriz. Bülent Abi için sadece bunu söyler geçersem, inanın ruhuna büyük saygısızlık etmiş olurum.

Hayatı, dünyaca ünlü bir ressamın sanatsal becerisi gibi sade ve anlamlı yaşayan, sosyolojide ideal insanın tanımı olabilecek kadar düzgün bir insan olan Bülent Abi’yi bir-iki cümleyle anlatmak, tarif etmek inanın çok zor.

Mikrofonik ses tonuyla anlattığı hayata yönelik derslerin birçoğunda üzerine bastıra bastıra vurguladığı, “Hayata nasıl bakarsan, hayat da nasıl öyle bakar” cümlesinin derin mana ve karşılığını bugün daha iyi anlasam da, ne yazık ki önemli bir noktayı anlayamadığımı da anlamanın verdiği hayal kırıklığı psikozundayım.

Bu kadar klas, bu kadar çevresine örnek teşkil eden biri nasıl olurda yenilgiyi kabul eder?


ANTRENMAN SAHAMIZ YOK, BİZ ŞAMİYONLUKTAN BAHSEDİYORUZ!


Yıllardır diplerde sürünüp duruyoruz. Ama hiç düşünüyor muyuz neden buralardayız diye?

Yani tesadüfen mi çok sevdiğimiz futbolda bir türlü başarıyı yakalayamıyoruz?

Olmadığını, siz de benim gibi adınızın Ahmet, Mehmet ya da Hasan olduğu kadar iyi biliyorsunuz.

Hiçbir şey tesadüf değildir. O tesadüf olarak gördüğümüz şeylerin alt yapısını aslında biz hazırlarız.

Yıllardır “Malatya futbolu neden başarısız?” sorusuna cevap alamamaktan şikâyet ediyoruz ya, alın size cevabı!

4 aydır bir antrenman sahasının zeminini değiştiremedik!

Abarttığımı sanıyorsunuz ama gerçek bu: Bir antrenman sahasının zeminini 4 aydır yenileyemedik!

Ondan sonra da kalkmış, “biz niye şampiyon olamıyoruz, biz niye 1.ligde değiliz, biz niye Süper Lig’de değiliz” diyoruz.

Tabi olamasın! Asıl olursan şaşırtıcı olur.

Yahu Allah aşkına bu kadar güzel bir takım kurmuşsun, bu takım ligin ilk 3 haftasını forse edip 3’te 3 yapmış ve emin adımlarla ilerliyorsun… Hep bunu istemiyor,
bunun hayaliyle yanıp tutuşmuyor muydun?


Al işte!


9 puan toplayıp ligin zirvesine yerleşen bu takım bangır bangır bağırıyor, “şampiyon olacağım, şampiyon olacağım” diye. Ama biz ne yapıyoruz köstek olmaktan başka.

Sayın Gevrek ve Sayın Kavuk’u şu haftaya kadar kurdukları kadrodan, bu kadronun başına getirdikleri hocadan dolayı hep tebrik ettik. Ama bu saatten sonra bunların benim gözümde hiçbir kıymeti harbiyesi yok.

Ne demek takımın antrenman yapacak sahasının bulunmaması Allah aşkına ya?

Mustafa Hoca bu konuda rahatsız olduğunu artık röportajlarda da açık açık ifade ediyor. Yani yarın- öbür gün doğacak sakatlıkların, takımın bireysel çalışma yapamamasından kaynaklı ortaya çıkacak kötü sonuçların sorumlusu bu saatten sonra sizsiniz diyor.

Sevgili yönetim bu sese kulak verseniz iyi edersiniz. Aksi halde bir-iki kötü sonucun ardından bu ses birkaç haftaya daha gür çıkar!