Fırat Kalkınma Ajansının kültür yayınları arasında yer alan "Fırat'ın Efsaneleri Malatya" kitabında, Malatya’nın can suyu ve dünya markası olan kayısının gizemli yolculuğu gözler önüne seriliyor. "Horasan’dan çıktım yola, Malatya’da verdim mola…" diyen gizemli bir pirin heybesinden dökülen ve yöre halkının "mişmiş" olarak adlandırdığı "cennet meyvesi" kayısının dilden dile aktarılan ve doğruluğuna hemfikir olunan büyüleyici efsanesi, kent kimliğinin köklerine ışık tutuyor.

MALATYA OVASI’NDAN DÜNYAYA YAYILAN İLAHİ NİMET
Malatya denilince akla ilk gelen, toprağın altına dönüştüğü o eşsiz lezzettir. Bu şehirde kayısı, sadece bir tarım ürünü ya bir ticaret aracı değildir; o, her Malatyalının ruhuna işleyen, kentin her sokağında hissedilen kadim bir kimliktir.

HORASAN’DAN GELEN MİSAFİR VE KARLAR ALTINDAKİ BEREKET
Efsaneye göre, Malatya’nın hafızasından silinmeyen, yaşlıların bile “Böyle kış görmedik,” diyeceği kadar çetin, kar, tufan ve boranın hüküm sürdüğü antik bir kış günü yaşanır. Bembeyaz kar şehri esir almışken, dondurucu bir soğukta, rüzgârın uğultusuyla tipinin birbirine karıştığı bir gecede, yorgun bir yolcu Malatya tepelerinde soluklanır. Vücudu buz tutan bu Tanrı misafiri, Malatya’nın girişinde ilk ışığı yanan hanenin kapısını çalar. Ev sahibi kapıyı açtığında karşısında kardan adama benzeyen birini görür. Yolcu, “Tanrı misafiri kabul eder misiniz?” diye sorar ve sıcak bir yuvaya adım atar.

Odanın ortasına kurulan yer sofrasının ve gürül gürül yanan ocağın sıcaklığında ısınan yolcu, ev sahibine kendini şu sözlerle tanıtır:
“Horasan’dan çıktım yola, Malatya’da verdim mola… Pirim Yesevî dergâhından gelirim. Öğrendiklerimizi, bildiklerimizi Anadolu insanına da duyurmak, onlara rehberlik etmek niyetindeyiz. Niyetimiz amelimize dönüşür inşallah!”
“BİZ BUNA CENNET MEYVESİ DERİZ”
Yolcu, sohbet esnasında heybesinden bir avuç çekirdek çıkararak ev sahibine uzatır ve kayısının bu topraklardaki kaderini çizen o tarihi sözleri söyler:
“Biz buna cennet meyvesi deriz. Bu taneleri diktiğinizde büyüyen ağaçlar, rengi altın sarısı öyle bir meyve verecek ki sanacaksınız bal, şeker… Size bereket olacak, yörenizin çehresi değişecek ve halkın geçimini sağlayacak. Bahar yüzünü gösterdiğinde bağınıza bahçenize bu tohumları dikeceksiniz. Gayrı bereketi Allah’tan… Hele bir bereketini görün adını da siz koyarsınız.”

Ev sahibi çekirdekleri duvardaki bölmeye koyar ve yolcuya “Yoldan geldin çok yorgunsun. Hanım yatağını yan odaya serdi. İstirahate çekil istersen” diyerek onu istirahate uğurlar. Ancak sabah olduğunda odada kimse yoktur, yatak hiç bozulmamış gibidir. Ev sahibi eşine, “Misafir odasında yok!” diye seslenir. Karlar üzerindeki ayak izleri, bu gizemli yaşlı pirin sabahın alaca karanlığında sırra kavuştuğunu göstermektedir.

"MİŞMİŞ"TEN DÜNYA MARKASINA UZANAN YOLCULUK
Kış geride kalıp bahar gelince, ev sahibi emanet çekirdekleri komşularına dağıtır ve o kerametli geceyi anlatır. Malatya halkı, bu yolcunun Allah tarafından gönderildiğine inanarak çekirdekleri büyük bir özenle toprakla buluşturur. Birkaç yıl içinde büyüyen koca ağaçlarda beliren yeşil meyveleri gören köylüler şaşırır; "Erik deseler erik değil, armut deseler armut değil" diyerek sabırla beklerler.

Yaz sıcağıyla olgunlaşan meyveler altın sarısına döndüğünde ve ilk tadım yapıldığında, bu lezzetin eşsizliği anlaşılır. Bu efsane, Malatya'nın küresel çaptaki unvanını kazanmasıyla taçlanır. Zaman akıp gider, "Adına önce mişmiş sonra da kayısı denen meyve Malatyalılar için geçim kaynağı olur. Ülkemizin hatta dünyanın her yanına yayılır. Malatya’nın adı Kayısı Diyarı Malatya olarak anılmaya başlar." Bugün Malatya, o çetin kış gecesinde Horasanlı bir pirin bıraktığı kutsal emanete sahip çıkmanın ve onu bir dünya markası haline getirmenin haklı gururunu yaşıyor.




