Halkın bedeninin eğitmesini sağlamak ve okullarda bu eğitimi vermek için ilk kez 14 Ağustos 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, “Terbiye-i Bedeniye Darülmuallimîni” adı altında Konya’da eğitim veren bir okul kurulması kararı alındı. 1926 yılında Konya'da Orta Muallim Mektebi adıyla kurulan okul, bir sene sonra 1927-1928 öğretim yılında Ankara'ya şimdiki Gazi Üniversitesi kampusuna, “Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü” olarak taşınarak değişti.

***

Bu adımlarla, Türk eğitim tarihinde beden eğitimi öğretmeni yetiştirme çalışmaları başlayıp ve 5 Temmuz 1932’de günümüzdeki BESYO’ ların temeli sayılan Gazi Eğitim Enstitüsünde erkekler için üç yıl öğrenim süreli Beden Eğitimi Şubesi açıldı. Beden Eğitimi Bölümü ilk yılında eğitime 22 Talebe ile başladı. Sonraki süreçte bir çok üniversitede yüksek okul ve son zamanlarda da fakülteleşme sürecine girerek, beden eğitimi öğretmeni, spor yöneticisi, antrenör, spor organizasyonları ve işletmeciliği için rekreasyon bölümleri açıldı.

***

İşte benim köşe yazımın asıl konusu da buradan sonra başlıyor. Cumhuriyet ile aynı yaşta olan, halkın beden eğitimini ve spor konusunda bilincini artıracak çalışmalar için neredeyse 100 yıl önce kurulan okulların bugün amacının dışına çıkıyor olması gerçekten üzücü. “Amacının dışına çıkıyor” cümlesi belki birileri tarafından rahatsız edici bulunabilir ama maalesef durum bundan ibaret. Türkiye’de Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu ile Spor Fakültesi adı altında eğitim veren üniversitelerin bölümlerine öğrenci alışlarından, verdikleri eğitim kalitesine kadar birçok farklılıklar var.

***

“Yetenek Sınavı” adı altında yapılan ve temelinde; topu duvara vur, basket at, kovaya sok, slalom yap, gibi anlamsız hareketlere dayanan testlerin acaba gerçek potansiyeli seçmeye ne katkısı var çok merak ediyorum. Üniversitelerin bu sınav parkurlarında nasıl öğrenci alacağını bilen BESYO hazırlayıcısı kurs antrenörleri, öğrencilerine 3 ay gibi kısa bir sürede tüm bu çalışmaları ezberletiyor.

***

Sonuç itibariyle; adam geçmişte iyi bir yüzücü, başarılı bir atlet, lisanslı bir futbolcu, üst düzey bir tenisçi ama eğer o gün kötüyse çok başarısız bir sporcu gibi dışarıda kalıyor. Ama hayatında spor branşlarının her hangi birinin önünden bile geçmemiş sıradan bir vatandaş 3 ayda her şeyi öğrenip, öğrenci olarak alınabiliyor. Özgeçmiş ile öğrenci alan üniversitelerdeki sıkıntı ise son dönemlerde sahte özgeçmişlerin çoğalması ve bu okullarda verilen eğitimin niteliği oldu. LGS’de barajı geçen öğrencinin iyi bir futbolcu ya da üst düzey bir final müsabakasında görev yapan sporcu olması bu bölümlerin kazanılmasını sağlıyor. Bu durumda da sadece 15-16 net yaparak barajı geçen öğrenci okulu bitirmekte zorlanıyor. Bölüm dışı dersler müfredata eklendiğinde öğrenci sudan çıkmış balığa dönüyor.

***

Genel olarak; gerek öğrenci alma, gerekse verilen eğitimler nedeniyle yaşanan sıkıntılar artık ilkeli, vizyon sahibi, idealleri olan, hem yetenekli hem de başarılı BESYO mezunu yetişmesini engelliyor. Bu bölümlere sırf “BESYO okuyayım sığlında” gelen öğreniciler bir de kendi odalarında öğrencilerle oturup başka öğrencilerinin notuna ayar çeken öğretim elemanları bulunca, vasıflı eğitici yetiştirme yeri dönüyor bodrumdaki çay ocaklarına.

***

AK Parti iktidarı nasıl ki dershane sistemine savaş açıp, tavsiye kararı aldıysa, benzer bir yapısal reformu bugün YÖK öncülüğünde BESYO’lar için yapmalıdır. Spor ile alakalı Yüksekokul ve Fakültelerin eğitim elemanlarını, yeterliklerini, öğrenci alımlarını, verilen eğitimleri ve bunların günümüz Türk sporuna katkısını sil baştan düzenlemelidir. BESYO’ lar ahbap –çavuş ilişkileri ile dedikodu üreten değil, kaliteli spor bilimi insanları ve eğiticileri yetiştiren kurumlar haline getirilmelidir.