Bayramlar yoksul sofrasında bereket, küs kalplerde barış rüzgârıdır.
Bayram demek, Anadolu’da kış yaz sevinçle koşuşan çocuklar demektir.
Hiçbir ayrımı-kast sistemini tanımayan çocuk kalbi demektir.
Kaçımız bayram sabahını aldığı yeni elbiseleri ile beklemedik ki.
Her bayram, arkadaşlarına yeni pabuçlarını göstermek için evden koşarak çıkan her çocuk adımında bir çiçek oluşurdu.
Anne-baba yüreğinde içsel huzurun tavan yaptığı bayramlarımız vardı bizim.
Yoksul mahallelerde daha da yoksul olan yetimlere bakılır, aileler evladından önce yetimi giydirirlerdi.
Şimdilerde teknoloji çok ilerledi.
Akıllı telefonlara, laptoplara kaptırdık kendimizi.
Komşuluk ilişkilerimizi ve muhabbetlerimizi dizilere tercih ettiğimiz günden beri büyük olaylar olmadıkça çalmıyoruz kapıları.
Hâlbuki reyting canavarı diziler; dar zamanlarımızda, yoklukta ya da sağlık sorunlarımızda bize yardım edemezler.
Komşuluk ilişkimizi kaybettik.
Sokak oyunlarını çocukların ceplerinden çaldık.
Bir kelebeğin peşinden koşmadan, bir topu havada yakalamak için ter dökmeden büyüyen çocuklara bir çocuk yaşamı borçlanırız ve hepimizin aslında şu yalan dünyada bir tek çocukluğu çok güzeldir.
Bayramı en güzel şekilde yaşamak istiyorsak (bundan sonraki bayramlar için) tatile çıkmayın.
Bayramı ailenizle geçirin…
Beklenmedik komşu ziyaretleri yapın, küs olduğunuz yakınların size gelmesini beklemeyin, sizler gidin…
Anne-babasını tanımasanız da bir gülücük bir merhaba ile çocuklara seslenin…
Kendinizi, bayramın bebek gülümsemesi kadar insanı kendinden geçiren büyüsüne bırakın ve dost doğru mutluluğa taşının…