(Madleen Yelkenlisi ve Hakikatin Rotası)
ZULMÜN GÖLGESİNDE BİR YELKEN: MADLEEN’İN SESSİZ İSYANI
Dünyanın gözleri önünde Gazze bir harabeye dönerken, gözyaşının tuzunu Akdeniz’in dalgalarıyla birleştiren 18 metrelik bir yelkenli, Madleen, insanlığın vicdanını taşımak üzere rotasını Filistin’e çevirdi. Ne bir savaş gemisi, ne bir çıkarma aracıydı bu. Sadece yardım taşıyan, merhametle donanmış bir tekneden ibaretti. Ama İsrail’in gözünde bu bile bir tehditti. Çünkü zulmün en çok korktuğu şey, hakikatin yelken açmasıdır.
Bu tablo bize 2010 yılında yine Akdeniz’de bir başka gemiyi, Mavi Marmara’yı hatırlatıyor. O gemide de aynı azim, aynı inanç ve aynı yardım niyeti vardı. Gazze ablukasını delmek için yola çıkan Mavi Marmara, uluslararası sularda İsrail komandolarının vahşi saldırısına uğradı. Silahsız yardım gönüllüleri, kurşunlara bedenlerini siper etti. Dokuz kardeşimiz o gün şehit oldu, ardından bir kardeşimiz daha hastanede şehadet şerbetini içti. Onları hayırla ve rahmetle yâd ediyoruz. Onların cesareti, bugün Madleen’in rotasına ilham olmuştur.
Avrupa Parlamentosu üyesi Rima Hassan ve dünyaca tanınan aktivist Greta Thunberg’in de bulunduğu bu yelkenli, İsrail’in yasa dışı ablukasını delmek için Akdeniz’in sularında ilerliyor. Ancak İsrail, bu çabayı dahi “provokasyon” olarak niteliyor. Birkaç gönüllünün insani yardım götürmesini “düşmanlık” olarak gören bir devlet, aslında kendi korkularını ifşa ediyor: Gerçekle yüzleşme korkusu. Bu yüzden Madleen’e yönelen tehdit, sadece bir gemiye değil; insanlık onuruna, vicdana ve direnişe yönelmiş bir tehdittir.
İSRAİL’İN TEHDİDİ, DÜNYANIN SESSİZLİĞİ
İsrail, Madleen’i durdurmak için her yolu deneyeceğini açıkça ilan etti. Savunma Bakanı Katz’ın, “Gazze’ye ulaşmalarına izin vermeyin!” emri, uluslararası hukukun ayaklar altına alınmasının yeni bir ilanıdır. İsrail, kendi denetiminden geçmeyen hiçbir yardımın Gazze’ye ulaşmasına razı değil. Çünkü yardım ulaşırsa, dünya Filistin’de yaşanan insanlık dramını daha yakından görecek. Çünkü zulüm, ancak karanlıkta hüküm sürer. Yardım ulaştığında ışık doğacak ve İsrail’in kurduğu yalan imparatorluğu yıkılacak.
Peki ya dünya? Avrupa, ABD, İslam ülkeleri nerede? Bu sorunun cevabı, Madleen’in rotasından çok daha acı verici. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük adına nutuklar atan ülkeler; söz konusu Filistin olunca suskunluğa gömülüyor. Görünen o ki, insan hakları Batı’nın ajandasında sadece stratejik bir araç. Gazze’deki çocuklar için değil, Batı’nın çıkarları için var.
SUSTURULAN SESLER: AKTİVİSTLER KAÇIRILDI, VİCDANLAR REHİN ALINDI
İsrail ordusunun Madleen gemisindeki 12 barışçıl aktivisti alıkoyması, yalnızca fiziksel bir kaçırma değil, dünya kamuoyuna karşı yürütülen sistematik bir sindirme operasyonudur. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak gibi meşru ve vicdani bir amaçla yola çıkan gönüllülerin, uluslararası sularda zorla kaçırılması; hem uluslararası hukukun hem de insan haklarının açık ihlalidir. Bu durum, İsrail’in artık sadece Gazze halkını değil, onların sesi olmak isteyen herkesi susturma çabasında olduğunu gösteriyor.
Kaçırılanlar arasında parlamenterler, gazeteciler, iklim aktivistleri ve gönüllülerin bulunması tesadüf değil; çünkü bu sesler, dünyanın dikkatini Gazze’deki vahşete çeken seslerdi. İsrail, bu eylemiyle sadece fiziksel bir eyleme değil, sembolik bir suskunluk dayatmasına imza attı. Ancak bu susturma girişimi geri tepecek; çünkü her susturulan ses, daha gür bir dayanışma çığlığına dönüşecektir. Vicdanları kaçırmak mümkün değildir; aksine, bu baskılar adaletin küresel dayanışmayla yükselmesini daha da hızlandıracaktır.
İSLAM DÜNYASININ UTANÇ VERİCİ SUSKUNLUĞU
İslam coğrafyası, bir yelkenlinin gösterdiği cesaretin onda birini gösteremiyor. Sayıları milyarı aşan bir ümmet, birkaç gönüllünün açtığı yolda yürüyemiyor. Oysa Kur’an, “Zulme rıza zulümdür” (Hûd Sûresi: 113) diyerek sessizliği dahi bir suç sayıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de şöyle buyurmuştur: “Sizden kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman, 78)
Müslümanlar olarak ne elimizle, ne dilimizle, ne de kalbimizle bu zulme karşı durabiliyoruz. Birkaç protesto, birkaç kınama, birkaç tweet… Peki ya sonra? Herkes tekrar günlük hayatına dönüyor. Oysa Gazze’de hayat bir daha normale dönemeyecek. Çünkü biz unuttukça, Filistinli çocuklar ölmeye devam ediyor. Unuttukça, onların feryatları göğe çıkıyor.
Bir kere daha hatırlayalım: Mavi Marmara’da şehit olan kardeşlerimiz, sadece yardım değil, ümmetin izzetini taşıyordu. Onların cesareti, İslam coğrafyasına bir kıvılcım oldu, ama bu kıvılcımı büyütmek bizlere düşüyordu. Büyütemedik. Bugün Madleen, o kıvılcımı yeniden tutuşturuyor. Ve bu defa, ateşi söndürmek yerine onunla karanlığı aydınlatmalıyız.
HAKİKATİN SESİ: MADLEEN’DEN GAZZE’YE İNSANLIK ROTASI
Madleen sadece bir gemi değildir; o bir mesajdır, bir direniştir, bir uyanıştır. O yelkenli, denizin ortasında belki yalnızdır ama taşıdığı anlam koca bir ümmetin omuzlaması gereken yüktür. Greta Thunberg gibi bir aktivist, iklim için yaptığı gibi şimdi insanlık için, Gazze için direniyor. Oysa biz, ümmet olarak kendi davamıza yabancılaşmışız.
Bu yalnızlıkta yelken açanların cesareti, ümmetin her bireyine bir tokat gibi çarpıyor. Nerede o “Ümmet bir beden gibidir” sözü? Nerede o Halid bin Velid’in orduları? Nerede Kudüs için ağlayan gözler? Bu sorular artık retorik değil, varoluşsal. Eğer bu sorulara cevap veremezsek, sadece Filistin değil, biz de kaybedeceğiz.
MADLEEN’İN ROTASI BİZE NE SÖYLÜYOR?
Bir yelkenli, koskoca bir dünyaya meydan okuyor. Madleen’in sessiz dalgaları, yeryüzünde vicdan sahibi herkese sorular yöneltiyor: Sessizliğinizden utanmıyor musunuz? Hangi yasa, hangi ilke bir yardım gemisine saldırmayı meşru sayar? Ve daha da önemlisi: Ne zaman insan olacağız?
Madleen’in rotası, sadece Gazze’ye değil, kalbimize doğru da ilerliyor. Her saat başı paylaşılan mesajlar, bir çağrıdır: “Uyanın, izliyorsunuz ama müdahale etmiyorsunuz!” Oysa Kur’an, zalimlere karşı sessiz kalanları da zalim ilan ediyor: “Zulmedenlerle beraber oturmayın, sonra size de ateş dokunur.” (Hud, 113)
İsrail’in “ne gerekiyorsa yapın” talimatına karşı bizim de artık bir cevabımız olmalı: “Ne gerekiyorsa yapacağız!” Bu cevap sadece sözle değil, fiille, direnişle, destekle, dua ile gelmeli. Gazze’ye yardım ulaştırmak isteyenlere destek vermek, sadece insani bir görev değil, aynı zamanda imani bir yükümlülüktür. Çünkü Gazze düşerse, insanlık düşer.
Biz sustukça, Madleen gibi yelkenliler yalnız kalır. Ama biz ses verirsek, bir değil, bin Madleen yola çıkar. Zulmün karanlığını yaran ışık olur.
Ve unutmadan, Mavi Marmara’nın yiğit şehitleri: Furkan Doğan, Cevdet Kılıçlar, Necdet Yıldırım, İbrahim Bilgen ve diğerleri… Sizler bu ümmetin onur anıtlarısınız. Kanlarınızla yazdığınız manifestoyu unutmadık. Madleen’deki her yelken, sizin kefeninizin devamıdır. Allah sizden razı olsun, rahmet eylesin.
UNUTMAYIN EYYYYY UYUYANLAR,
“Bir yelkenlinin sığdığı vicdana, milyarlık ümmet sığamıyorsa; asıl kuşatma Gazze’de değil, kalplerimizdedir. Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken, susan her ses işlenen zulmün ortağıdır. Vicdan, bir yelkenli kadar cesur olamıyorsa, insanlık limana hiç uğramamıştır…”