AHMET YAŞAR OCAK

AHMET YAŞAR OCAK

Ahmet Yaşar OCAK, 1945’de Yozgat’ta doğdu. O, bir tarihçi ve ilahiyatçı. Ama sanatçı da.

Hem İslam Enstitüsü’nü bitirmiş, hem de İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun olmuş. Hacettepe Üniversitesi’nde tarih hocası olmuş. Doktorasını Fransa’da yapmış. Şimdi emekli.

İslam Enstitüsü’nü ve tarih bölümlerini bitirdiği için ona ilahiyatçı özelliği olan bir tarihçi diyebiliriz. O ömrünü tarih ve siyasi tarihten çok, Fuat KÖPRÜLÜ gibi kültür tarihine vermiştir. Kültür olaylarına tarih penceresinden bakmıştır. 1980 yıllarından itibaren ezber bozan bir bilim insanı olmuştur.

Çalışmalarını arşivlere, tarihi belgelere ve bizzat gittiği ve gördüğü yerlere dayanarak yapmıştır ve çekinmeden de “arı kovanına çomak sokmuştur”.

İnancı, siyasi düşüncesi, hayata bakışı ne olursa olsun tarihçiliği bilimsel sorumluluk içerisinde yapmaya çalışmıştır. Ele aldığı konuları siyasetin beklentilerine yaklaştırmadan ciddi makale ve kitaplar kaleme almıştır. İnsanımızı yazdıklarıyla aydınlatmıştır.

Onun yazıları dar bir çerçevenin sınırlarını yıkmıştır. Mesleği olan tarihçiliği çağdaş bir düzeyde tutmak amacıyla gerekli kriterleri kendisine ilke edinmiştir. Adeta tarihe nefes aldırtmıştır.

Sıkça kendisine de söylediği gibi, Fuat KÖPRÜLÜ ve Abdülbaki GÖLPINARLI’nın öncü çalışmalarını izlemiş, onların çizdiği yolları daha da genişletmiş ve zaman zaman bunları aşarak mesleğini sürdürmüştür.

Tarihte çözülmemiş meseleleri tanıklığıyla, gözlemleriyle ve Osmanlı resmi anlayışını bir kenara iterek ayrıntılı bir şekilde cevaplamıştır. Diğer bilim insanlarından önemli farkı, meselelere tarafsız bakışıdır.

Selçuklu-Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemleri İslam problematiğine sıkça eğilmiştir.

Türk tarihçiliğine uluslararası düzeyde itibar kazandıran Ahmet Yaşar OCAK, batı yöntemiyle yerli bakışı birleştirmiştir.

Ahmet Yaşar OCAK’ın tarihimizle ilgili önemli tespitlerini aktararak yazımı tamamlamak istiyorum;

“Osmanlı İmparatorluğu’nun üzerinde kurulduğu İslami düşünce mirası İbni Sinaların ve Farabilerin mirasından kopmuş bir mirastır”. Osmanlı Nizamülmülk’ün kurduğu medreseleri takip eden bir geleneği sürdürmüştür. Dolayısıyla Osmanlı’nın devraldığı mirasta İbni Rüşt, İbn Sina ve benzerleri yoktu.

İkinci önemli tespitinde OCAK, Osmanlı toplumundaki entelektüel muhalefetten söz eder. Osmanlı kendi otoritesine karşı çıkan “zındıklara ve mülhitlere” kızardı. Laik Cumhuriyet de kendisine karşı çıkan zındıkları ve mülhitleri sevmezdi.

Önemli üçüncü konu ise, Alevilik ve Bektaşilik tarihi ile ilgilidir. Osmanlı’nın kuruluşu dönemindeki şahsiyetlerin Alevi ve Sünni olarak nitelendirilemeyeceği görüşü de OCAK’a aittir.

Tarih bilimine dördüncü katkısı Osmanlı Medreseleri ile ilgilidir. Romalılarda olduğu gibi, Osmanlı medreseleri memur ve bürokrat yetiştirmek için kurulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun İbni Rüşt’e, İbni Sina’ya ve benzerlerine ihtiyacı yoktu, bilakis Ebu Suud Efendi’ye ihtiyacı vardı. Neden medreselerde değişik görüşlerin yükselmediğini bu tespit çok iyi anlatmaktadır.

Son olarak Sufilik hareketine bir itikat alanı olmakla birlikte, olaya sosyoloji ve tarih meselesi olarak bakmışve önemli hareket noktaları tespit etmiştir.

Ahmet Yaşar OCAK, Allah ona uzun ömürler versin, tarihe sayısız katkıları olan ateşin bir zekadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Yerlikhan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah değil haberi geçen ajanstır.