Merhabalar herkese...
Tam tamına 3 ay oturmadım klavyenin başına. Duyduğumu, gördüğümü, bildiğimi, hissettiğimi dökemedim kaleme.
Tecrübe diyebileceğim ve kulağıma küpe olacak 3 aylık bir süreç geçirdim.
Neredeydim? Nasıldı? Hiç bu soruların cevabını paylaşmayacağım, ancak yaşadıklarımı kısa bir şekilde aktaracağım size, içimi rahatlatmak adına.

Çok ama çok güzel, kaliteli, babacan insanlar tanıdım...
Çok sevdim, saygı duydum, değer verdim...
Fazlasıyla karşılığını gördüm, adamlığı hazmetmiş insanlardan.
Bazen bacı oldum, bazen kız evlat. İyi ki varlar, hep var olsunlar.

İnsanlığın önemini bir kez daha anladım...
Benim hayatta önceliklerimin en başında gelir insan olmak...
Bu geçen süre içerisinde insanlıktan nasibini almayan şahıslar tanıdım, öğretmeye, aşılamaya çalıştım ama maalesef beceremedim.
Şunu anladım: insanlık sonradan öğrenilecek bir şey değilmiş.

Hâl hatır sormayan, hastaya “geçmiş olsun” demekten aciz, birikimsiz, karakteri henüz oturmamış, öncelikleri kin ve nefret olan, birilerinin üstüne basarak bir yerlere gelmek isteyen ego sahibi olanları da tanıdım elbette.
Güldüm geçtim sadece.
Aynı üslupta davranıp kişiliğimi kaybedeceğime, sahip olduğum imkânları kaybetmeyi tercih ettim.

18 yaşından beri çalışan ben...
İlk defa “mobing” kelimesiyle tanıştım.
Aile gibi olup sırt sırta vererek ekmek parası kazanılacağını bilen ben, çok taşlara takılıp tökezledim 3 ayda.

Yaptığın yemeği müşteriye beğendiren, menüsünü her fırsatta yenileyen şeflerin işine bulaşıkçılar karışır ya...
O şefleri daha iyi anladım vallahi.

En güzeli de ne biliyor musunuz?
Etrafımdaki insan çemberini gittikçe genişleterek, duruşumun doğru olduğunu kendime ispatlamış oldum yeniden.
Kırmadan, karalamadan büyüdüm.
Hak yemeden, incitmeden, saygıyla büyüdüm.

Adamlığın İstanbul’daki plazalarda, uzun binalarda, yakaya takılan kravatlarda olmadığını öğrenerek büyüdüm.
“Sabır” ne büyük kelimeymiş, onunla büyüdüm.

3 ayda 3 yaş alarak yeniden yazılarıma, sizlere döndüm.
E, görüşürüz artık her hafta BUSABAH’ta...