Muhafazakâr bir toplumuz diyoruz ya, aslında alakası yok! Belki muhafazakâr bir partiye oy veriyoruz fakat günlük yaşantımızda “muhafaza” etmemiz gereken çoğu geleneklerimizi unutmuşuz. Muhafaza etmeyi bırakmışız ve bizim için “yeni” olan her şeyi hemen kabullenmişiz görüntüsü var Malatya’da.
Hatta “sol” kavramının Malatya’daki yeri sadece birkaç cadde ve bir binanın dördüncü katı gibi.
Ne o caddedekilerin dışarı çıkma niyeti var ne de o kavramın dördüncü kattan inme niyeti var, algısı var ama yazımızın konusu başka.
Malatya’nın siyasi tarihine baktığımızda “iktidar seven” kelimesini kullanabiliriz. Muhalefet partilerine genel itibariyle oy vermemiş. Bunun sosyal analizini yapmayacağım ama son 12 yıldır muhafazakâr bir partiye oy veriyoruz. Malatya için muhafazakâr bir toplum diyebiliriz.
Bizi diğer milletlerden ayıran en temel ve en belirgin görsellik, iki zıt geleneğimizdir. Biri “düğün”dür diğeri ise cenaze evi yani “taziye”dir. İkisi de kalabalık geçer. İkisinin de temel amacı, yalnız bırakmamak üzerinedir.
İkisinin de kendine has ve yazılı olmayan kuralları vardır.
Düğün dediğimiz olayın cılkı çıkmıştır ve sadece “desinler” için yapılan, doğallıktan uzak yapay görünen kalabalık bir ortam diyebilirsiniz. Çünkü, para dediğimiz olay, sınıfsal farkların artmasıyla ve paranın gücünü gören o kalabalıların “vay beee” li cümleleri bitmeyene kadar bu yapaylık daha çok devam eder. Düzelmez de. Kısacası “düğün” geleneğimizi değiştirdik ve işin özü çok değişti.
Fakat, taziye kültürümüz çok asimile olmamıştı. Çünkü işin içinde çok fazla “para” yoktu ve amaç sadece o ortamda bulunmak ve o acılı aileye biraz olsun manevi yardımda bulunmaktı.
İş o hale geldi ki, taziye dediğiz olay “yemek yemek ve sınırsız çay içmek” anlamına geliyor artık.
Sağ olsun belediyelerin “taziye çadırı” diye bilinen güzel bir uygulaması var. Müracaat edildikten sonra o çadır hemen evin sokağına kuruluyor. Masa ve sandalye tedarik ediliyor belediyeler tarafından. Takdire şayan bir uygulamadır.
O taziye çadırını gören çoğu esnafın tutumunu gördüm geçenlerde…
O taziye çadırını gören çoğu mahallelinin tutumunu gördüm kaç gün önce…
Apartmanının önünde taziye çadırı kurulmuş, “kimmiş ölen” diye merak etmeden günde en az iki kere geçen gördüm. Bırakın başsağlığı dilemeyi, selam dahi esirgeyen komşularımız var.
O çadırın kenarında sadece yemek dağıtıldığı zaman elinde boş kaplarla gelen esnaflarımız var.
Selamı dahi esirgeyen “komşusuz” insanların çocukları boy boy o çadırda hizalanırken, bir kap yemek için kavgalarını gördüm. Sanki bir tırın içerisinde kalabalığa makarna paketleri atılıyordu. O izdihama neden olan çocukların tabii ki suçu yoktur. Sahipsiz bırakılan ve ailesi tarafından eğitilmeyen çocukların suçu yoktur.
O çocukların ihtiyacı da yoktur aslında. Kalabalık görmemiş çocukların taziyeyi düğün sanmaları bu maneviyatsız şehirde normaldir.
Bizi biz yapan ne varsa hepsi yok oluyor sanki ve o yok olma sürecini zevkle izliyoruz. Allah bizi yoktan var etti ama biz var’dan yok ediyoruz bu şehri ve ülkeyi…