Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk`ün ulusumuza, özellikle de çocuklarımıza ve tüm dünya çocuklarına armağan ettiği, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını, başta çocuklarımız ve Cumhuriyet değerlerini savunanlar tüm içtenlikleri ile geçen ay kutladılar. Okullarda şenlikler yapıldı, illerde seçilen şanslı çocuklar bir kaç dakikalığına da olsa Vali, Belediye Başkanı ya da Meclis Başkanlığı koltuklarına oturarak, düşüncelerini basın mensuplarına ve halkımıza anlattılar. Kimi emirler verdi, kimi basının sorularını cevapladı. Bu duyguyu yaşamış biri olarak, çocukluğumun en onur duyduğum anlarından olarak hafızama kazıdım. Çocuklarımıza armağan edilmiş bu bayram günü, Malatya`nın çok sevdiği, namuslu gazeteciliğe en iyi örneklerden biri olan “Paşa”nın yani Erhan Kırçuval`ın da ölüm yıl dönümüydü. O da büyük bir Atatürk ve Cumhuriyet hayranı idi. Çocukların bayram ettiği bir günde öleceği, ona önceden söylenseydi; belki de buna itiraz bile etmezdi. Ama merhum Erhan Kırçuval Ağabey çok genç yaşta aramızdan ayrıldı. Kırk yedinci yaşında, kaysıların çiçekten çağlaya geçtiği günlerden biri olan 23 Nisan 1989’da aramızdan ayrıldı. Oysa o sevdiği kentin takımı Malatyaspor’un ligi 5.sırada bitirip UEFA kupasına katılma hakkı kazandığını, o yıl Şampiyonlar Ligi grubunu üçüncü sırada bitiren FC Basel ile eşleştiğini, ilk maçı Malatya`da oynamış, ama kendi saha ve seyircisi önünde 2-0 yenildiğini, İsviçre’de oynanan maçta ise, sahaya yüreğini, onurunu koyan bir takımın çıktığını göremeden ayrıldı aramızdan. 90 dakika sonunda maçı Malatyaspor  Celalettin’in golleriyle aynı sonuçla kazanarak, maçı uzatmaya götürmüş, uzatmalarda gümüş gol uygulaması ile bir yol yiyen, Malatyaspor elenmiş olmasına yüreği dayanamayacaktı. İşte bunların hiç birini görmeden, erkenden aramızdan ayrıldı Erhan Kırçuval.

 Onun, iyi, cesur ve namuslu bir kalem olmasının yanında, nüktedan kişiliği, bunca yıl geçmesine rağmen hala dillerden düşmüyor. Kimi zaman, yaşanmış komik olaylar ve sözler bile, Nasrettin Hoca Hikâyeleri gibi ona mal ediliyor. Malatya`da hangi siyasi, etnik ya da sosyal çevre olursa olsun, az sayıda olan sivil toplum kuruluşu, onun giremeyeceği yer yoktu. Malatya ve Malatyalı onu sever da bunun farkında olarak, en büyük değerlerinden olan bu şehri severdi. Bu karşılıklı sevgi, onun adının bu güne kadar saygı ve sevgi ile gelmesine neden olmuştur. Onu, İnönü Üniversitesi kurulma çalışmalarında mütevelli heyeti içinde göreceğiniz gibi, Kayısı Şenliğinin Festivale dönüşmesine kadar, şehrin tüm güzel işlerinde görmeniz mümkündü. O, Malatya’ya olan sevgisinden o dönem Bab-ı Ali denen ulusal basının ve gazetelerin herhangi birinde yazması çok da zor olmamasına rağmen şehrini terk etmemişti. Malatya’ya gelen KİT müdürlerinin korktuğu kaleminden çekindiği gazetecilerden biriydi. Rahmetle andığımız, Turgut Özal, Erdal İnönü, Metin Emiroğlu ve diğerleri gibi birçok siyasetçi ile birebir görüşür, onlara Malatya ile ilgili sıkıntıları, sorunları kolaylıkla dile getirirdi. Malatya onun en büyük değeriydi.

 Benim Erhan Ağabeyi yakından tanımam, Malatya Gençlik’te (Gücü) oynadığım dönemlerde olmuștu. Kulübümüzün yemeklerindeki sohbetlerinde onun komik anıları, kah kendi ağzından kah diğer yöneticiler tarafından anlatılır, katıla katıla gülmemize neden olurdu. İlk duyduğum, doğrulatmayı hiç düşünmediğim, annesiyle olan bir diyaloğu olmuştu. Annesi “Paşa çok içiyorsun. Bir daha içersen sana sütümü helal etmem” demesinin ardında, Erhan Ağabey, Malatya’da  genelde peynir yapılıp, tuzlu suya yatırılmasında kullanılan, beyaz, plastik bidon dolusu sütü anasına getirip, “Al ana, bana emzirdiğin sütten daha fazlası vardır bu bidon içinde.” Bu hikaye ne kadar doğruydu? Ne önemi vardı doğru olup olmamasının. Böyle nüktedan bir şahsiyete, ona ait olmasa da bir tebessüm ettirecek nice güzel anı mal edilmişti. Biz genç futbolcular olarak onun ne kadar hazır cevap, nüktedan, bunu yapmaktan da zevk alan biri olduğunu yaşayarak görüyorduk. Tüm Malatyaspor camiasının bildiği, “Vali olayı” Yse ye geçici işçi alımında, kendi sporcularının sınavda başarılı olması için sarf ettiği gayret gibi birçok hikâye hemen aklımıza geliyor.

 Ulusal basının temsilcileri gerek Malatyaspor maçları için Malatya`ya geldiklerinde, gerekse, sanat, siyaset alanında şehri ziyaret edenlerin uğrak yeriydi Erhan Kırçuval’ın bürosu. Görüş Gazetesi onun döneminde en ilgi gören yerel gazeteydi. Daha sonra yayın hayatına bașlayan Hamle’nin de kurulmasında emekleri olduğu gibi isim babasıydı. Çok zeki, dünya görüşü ve modern oluşunu, bolca okumasına bağlardı. Ama her şey bir yanaydı. Erhan Ağabey’in en güzel yanı, esprileriydi. Kimi burada, kitapta paylaşılmayacak kadar olsa da, o, her daim bir tebessümle anılmayı hak ediyor.

 Şimdi, biz onu sevenler, ailesi, basın camiası 23 Nisanda yeniden andık mı? Ruhuna güzel sözlerle selam yolladık mı? Soru yeter mi? Malatya, değerlerini taş değirmende öğüten, un gibi eden bir şehir oldu. Bu şehre ait kültürel, sanatsal, siyasal değerlerini yaşatmak Erhan Kırçuval gibi daha nice değerinin ismini bir yere vererek, anma günleri düzenleyerek yad etmek bize yakışan olmalı. Bu vefa borcunu sadece Erhan Kırçuval için  istemem, Malatya büyük değerler her daim çıkartmış, ama yaşatabilmiş mi?

Bu soruyu sorarak bitirirken, yıkılmış, tarumar olmuş şehrime selamlarımı yolluyorum Malatya…

Mehmet YILDIZ Moers/Almanya