Gündemin gün içinde değiştiği ama işleyişin hiç değişmediği bu tartışmalı ve kavgalı ülkede sessiz kalmak bana göre bi şey değil ama baba olmak bu olsa gerek. Bu gürültülü ülkede sessiz kalmayı tercih ediyorum kaç haftadır. Babalığın ilk günlerini ülkeme sessiz kalarak geçiriyorum.


Eğitimi her zaman savunan birisi olarak bu acemi babanın yaşayarak öğrenmeye çalıştığı modern babalığı ve gözüme batan bazı uygulamaları yazmak istiyorum.


Nereden çıktı "modern babalık" demeyin... Bebekliğimde, bebek kakasından para kazanan şirketler yoktu daha... Ve bu akıllı insanların bo.tan para kazanmasını o zamanlar kimse düşünmemişti. Ultra zekâ belirtisi isteyen bu uygulamanın işleyişi maalesef "ultra" değil.


Doğru çocuk bezini bulmak, bir dik üçgenin dış açılarına dokunmadan iç açılarını kafaya takıp çözmekle eşdeğer. Dışta kalan açıları kafaya takan bir beyni düşünün... E= MC2 madundasın. Marketteki rafların simetrik bozukluklarını dahi bulabiliyorsun ama doğru bezi bulamıyorsun. Sadece bir örnekle açıklayayım: 2-5 kg ile 3-6 kg arasındaki aptallığı sadece benim fark etmem duygusu korkuttu beni.


Bebeğin ağlamasını yangın alarm sesiyle eş değer tutmam, eğitimsizliğimdendir. Zaten eğiticilerin de bildiği üç şey var:


Bir: Altı kuru olacak


İki: Gazı olmayacak


Üç: Aç olmayacak


Yani bebeğin ağlama sebebi sadece bunlarmış. Bizim mahallenin müezzini gibi sabahın dördünde dairemizi ayağa kaldıran bebişebi' çift lafım olmuştu:


"Bak; altın kuru, gazını çıkartın, aç değilsin... Neyin peşindesin!"


25 gündür neyin peşinde olduğunu çözmeye çalışıyordum. Ve buldum. Dördüncü seçenek bana göre, konuşmaktır. Sadece emir kipiyle konuşmaktan bahsetmiyorum, direkt anlayan biri gibi konuşmaktan bahsediyorum. Olayı biraz dramatize ederek anlatın:


"İyi sabahlar kızım. Biz de 13. rüyamızı görüyorduk ki sen bizi kaldırdın. Bedelli askerlik meclisten geçti, şike olayı tatlıya bağlandı, Fatmagül'ün suçu gerçekten yokmuş... Vallaha... Saat sabahın dördü, kahvaltıda detaylı konuşuruz. Hadi iyi geceler..."



Yaşamın 180 derece döndüğü bu yeni ve tek sesli hayatımda olaylara daha bir olgunlukla bakmaya başlamanın ağırlığını hissederken bu yazıyı sadece kızım için yazdım. Kadına şiddetin her geçen gün daha çok arttığı bir ülkede kızı olan bir babanın armağanıdır bu yazı...


NOT: Bu yazıyı 30 Kasım 2011’de yazmıştım. 25 Ağustos 2014’de hayata gözlerini yeni açan ikinci kızıma ve bütün kız babalarına armağan ediyorum bu yazıyı. Yazı halen güncelliğini koruyor maalesef!