Uzun yıllardır yaşanan olaylara bakınca toplum olarak giderek tepkisizleştiğimizi farkettim. Gün geçtikçe hiçbir olaya hiçbir skandala ses çıkaramaz hale geldik. Bu durum geleceğe dair umutsuzluğumuzu gösterse de en büyük nedenlerden biri de sosyal baskılar. 

Türkiye'deki tepkisizliğin önemli nedenlerinden biri de toplumsal yapı ve baskılar. Özellikle otoriter rejimlerin olduğu toplumlarda, insanlar, hükümete veya güçlü gruplara karşı seslerini çıkarmakta zorlanabilirler. Bu durum, ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar, medya baskısı ve hukuki yaptırımlarla destekleniyor.

 İnsanlar artık tepki ile karşılaşma korkusuyla tepkisiz kalmayı tercih ediyor. Bir diğer faktör ise umutsuzluk ve yorgunluk. Uzun süredir devam eden siyasi ve ekonomik sorunlar, toplumu bir çeşit duygusal yorgunluğa itti. İnsanlar, yıllardır süregelen problemlerin çözülemeyeceğine dair inanç geliştirdiler ve bir nevi, alıştılar.

Ayrıca, toplumsal sorunların sürekli tekrar eden bir döngüde olması, insanlarda umutsuzluk ve yılgınlık yarattı. Hiçbir şeyin değişmediğini görenler kendi kabuğuna çekilerek bireyselleşmeye başladı. 

Bireyselleşme eğilimi de tepkisizliğe katkıda bulundu. İnsanlar çoğu toplumsal olaya karşı duyarsız, yorumsuz hale geldi ve belki de sadece yaşama telaşına düştüler. Bazıları ise yanlış gördükleri şeylere karşı bile duyarsız duruma düştü.

Her fikrin sahte savunucuları ise her yerden çığırtkanlıklarını sürdürüyor. Koşullanmış bir toplum olduk artık. Duvarların aşılamayacağı fikrine kapıldık. Nasıl bir tavır alacağımızı bilemiyoruz. Bu oluşan yapının ne kadar devam edeceği, daha kaç yıl etkili olacağı belirsizliğini korusa da kafamızı kuma gömerek yaşadığımız her dakika geleceğimiz için sırtımızda bir kambur olacak. Bakalım bu bezirgân saltanatı daha ne kadar sürecek.