Depremin üzerinden aylar geçti ama unutmaya çalıştıkça daha çok aklına kazınıyor insanın. Her şeyin bir buçuk dakikada yerle bir olduğu felakette, hatıralarımız da gitti evlerimizle birlikte.

Kimi dinlesen bugünlerde evlerinin yıkımından bahsediyor. Çocukluğunun geçtiği evlerin yıkımından, kayıplarından, gidenlerinden ve geriye kalanlardan.

Unutamıyoruz, çünkü yıkık yerlerde gidip geliyoruz baykuşlar misali. Gurbet zor gelir toprağından vazgeçemeyene ama burası da bir bakıma gurbet oldu bize.

Tanıdık yüzler, her zaman gittiğimiz berber, müdavimi olduğumuz çay ocakları yok artık. Her şeyin yeri değişmiş, yabancı kalmışız oldukça aşina olduğumuz yerlere.

Herkeste ince bir hüzün, her insanda biraz asabiyet ve tedirginlik var. Belki bu yüzdendir olur olmaz her şeye hassasiyet göstermemiz.

Ne zaman normale döneriz ya da dönebilir miyiz bilmiyorum ama her insanda biraz da olsa kaldı bu keder.

Şubat bize büyük bir miras bıraktı unutamayacağımız. Unutmak mümkün olmasa da belki bir gün hatırlamayacağımız.

Oktay Rıfat’ın dediği gibi “Hatıralar da dal istiyor kuşlar gibi konacak” fakat bizim ne dalımız kaldı ne de dallarından meyve kopardığımız kayısı ağaçlarımız.

Şimdi viran yurtlarda yalnız kaldı molozlar, enkazlarla birlikte gitti tüm hatıralar.