Dün eskiden okuduğum bir kitap geldi aklıma ve açıp birkaç paragrafını yeniden okumak istedim. Kitap aklımda çok güzel kalmış olsa da bazı bölümleri tamamen hafızamdan silinmiş. Paulo Coelho’nun çok okunan bir kitabı Simyacı.

Dün eskiden okuduğum bir kitap geldi aklıma ve açıp birkaç paragrafını yeniden okumak istedim. Kitap aklımda çok güzel kalmış olsa da bazı bölümleri tamamen hafızamdan silinmiş. Paulo Coelho’nun çok okunan bir kitabı Simyacı.

Ben kişisel gelişim kitaplarından ciddi manada nefret eden biriyim. Ne kadar doğruları söylerse söylesin doğruların birilerinin söylemesi ile yapılacak bir şey, kazanılacak bir düşünce olmadığını düşünüyorum. Simyacı ise kişisel gelişim kitabı özellikleri taşısa da bunun çok ötesinde bir hikâye.

Böyle bir doğu hikâyesi de var aslında şiirlerimizin yanı sıra. Hacı Bektaş Veli’nin de konuyla ilgili güzel şiirleri bulunuyor. Simyacı kitabı da bu hikâyelerin ve temaların çeşitlendirilerek anlatılmış hali. İçerisindeki tek bir cümlede dahi çok önemli mesajlar ve felsefi düşünceler yakalamak mümkün.

Simyacı zamanın Endülüs Emevi topraklarında, bugünkü İspanya’da başlıyor. Endülüslü Çoban Santiago’nun “Kişisel Menkıbesi” için çıktığı yolculuğa şahit oluyoruz. Santiago kendi yolunda ilerlerken hayatın anlamını da bulmaya çalışıyor, her insan gibi. Yaşadığı topraklar dışında farklı denizler görmek isteyen karakterimiz bir arayış içerisine giriyor. Hikâyede bu arayış hazine olsa da, alt metinde hayatın amacını, mutluluğu aradığını sezebiliyoruz.

Fakat Santiago bunu çok uzaklarda arıyor. Her insan için geçerli olduğunu kabul etmesem de mutluluk Santiago’nun yanı başında ve hikâye bazen aradığımız şeylerin çok uzakta olmadığına vurgu yapıyor. Kitapta birçok cümle içerisinde yoğun anlamlar taşırken, “Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle” bölümü ise bunlardan yalnızca biri.

Zaman geçtikçe kitapların yazıları aynı olsa da insana anlattıkları şeyler değişiyor. Simyacı da o kitaplardan bir tanesi.