Geçen gün “Dünyanın en pahalı yatağı” başlıklı bi yazı yazdım.

Yazının konusu, menfaate dayalı ilişkiler içerisinde olduğumuz bir dünyayı resmetmeye çalıştım. Bunu da dünyanın en zengin adamlarından birinin hasta yatağında söylemiş olduğu “insancıl” cümlelerini aktararak yaptım.

Sevdiğim bi arkadaşım o yazıdan sonra mesaj attı bana:

“Bu son yazdığın ‘En pahalı yatak’ yazısıyla ilgili bir kaç şey söylemek isterim; bahsetmiş olduğun ‘paraya tapanların olduğu bir dünyadayız’ gerçeğine bende katılıyorum. Ancak bu tarz yaşamayan da çok insan var. En azından eleştiriden sonra bu sessiz kimselerin de var olduğuna değinmek, onların yalnızlığını dindirebilir diye düşünüyorum.”

Açık yazmak gerekirse yazıma güzel bi eleştiri yapmış.

Hatta çok haklı…

Genel hatlarıyla “insani” olan ve değerlerini koruyan ve eskiden olduğu gibi küçük şeylerle dahi mutlu olmayı başarabilen “sessiz çoğunluğun” var olduğunu biliyorum.

Tabii ki etrafta “menfaatli tiplerin” oluşu kadar menfaatsiz dostlukların, parasız davranışların, benlik yarışlarından kurtulmuş sınıfsız arkadaşlığın olmadığını söylemek çok yanlış olur.

Aslında bu “sessiz çoğunluğu” yazmak lazım ki yeni yetişen “sanal gençlik” bilsin.

Hayatı anlamaya çalışan ve etrafındaki gelişmeleri gözlemleyen ve ülkesi ile ilgili en azından bir fikri olan her insan bu yüzyılda olan-biten çoğu şeyi aslında “insancıl” bulmaz.

Fakat…

İyi olan veya “insani” olan çoğu şeyden kimsenin haberi yok.

Dedem zamanı insanların hayatları gibi gelir.

Geçmişte kalmış ve son model telefonlara yüklü eski işletim sistemi gibi bakılır.

Aldığın yeni bir tablet’e Windows 97 yüklemek gibi gelir çoğu insana…

Değişim güzel bi şeydir aslında…

Ama biz elbiselerimiz veya kullandığımız elektronik eşyalar gibi kimliğimizi de, insani olan çoğu yönlerimizi de “modern” olma çabasıyla değiştiriyoruz.

Telefonun modeli arttıkça kişiliğimizdeki genlerin de arttığını düşünüyoruz!

Ya da bindiğimiz arabanın modeline göre karakter analizi yapıyoruz!

İşte bu tür “sınıfsal ahmaklığa” uğramayan sessiz çoğunluk var.

Cebindeki paranın çokluğuna değil yüreğindeki sevginin çokluğuna bakan ve anı yaşamaya çalışan, yapmacık sevinçler yerine doğal üzüntüler, doğal sevinçler yaşayan yani “insani” olan sessiz bi çoğunluk var.

Kaybetmedik daha insanlığımızı…

Etraf, maalesef etrafı sosyal medyadan takip ettiği için çoğu şeyden habersiz.

İnstagram’a fotoğraf atmadı mı etrafındaki biri zannedersin ki evde karalar bağlamış!

Acaba “şu arkadaş” nerde diye düşününce sosyal medyaya bakılır aramak yerine…

Aramaya aramaya, sormaya sormaya ve sadece “beğen”din mi iyi arkadaşsın!

Sokakta görse belki selam vermeyecek belki de profil resmi güncel değil diye tanımayacak!

Ama at bi fotoğraf tak like!..

Sessiz çoğunluğun “sessiz” oluşu görmememiz için bir sebep değil…

Daha çok görmeliyiz ve daha çok yazmalıyız bu “sessiz çoğunluğu”…