Malatya'nın, Türk Sanat Musikisi assolistlerinin repertuarlarına da girmiş ünlü türküsünün bestekarı Nevzat Gülöz, 2017’de, 79 yaşında vefat etmişti.

Rahmetle anıyorum.

Nevzat Gülöz, annemin teyzesinin oğlu ve abisinin eşinin, yani benim dayımın hanımının kardeşidir.

Akrabalık ilişkilerimiz çok sıkı olduğu için, çocukluğum hep aynı ortamda, onun sohbetini, müziğini, tambur ve cümbüşünü dinleyerek geçti.

Kendisiyle, ölümünden iki yıl önce, 19.07.2015’te, bayram günü bir üst dairede oturan ablası, yengem Saadet Gülöz Başbay'ın evinde 'Mevlam birçok dert vermiş' türküsü üstüne konuşmuş ve sesimizi kaydetmiştim.

Kayıt halen bendedir.

Bu konuyla ilgili olarak, vefatından üç gün sonra, 2017 yılında basınımıza bir açıklama yapmıştım.

Yazımın konusu da o.

Konuşmamızda dayım Nevzat Gülöz şunları söylemişti:

BU TÜRKÜYÜ KİMİN İÇİN BESTELEDİ ?

"17-18 yaşlarındaydım. Nedime adlı bir kız vardı. Sık sık görürdüm onu. İçimde Nedime'ye karşı bir muhabbet kaynamıştı. Gördüğümde gözümü gözünden hiç ayırmazdım. Onun da bana karşı aynı duygularla dolu olduğunu, aynı duygularla baktığını düşünüyordum. Zaman zaman böyle konulara girmeden konuştuğumuz olurdu. Ama kesinlikle eli elime değmedi. Sonra tayin olup memleketleri Maraş'a gittiler. Bir yıl kadar sonra Maraş'a gittim. Orada bir tepe mi ney vardı, oraya gelirlerdi hep. Oraya gittim. Kardeşleri Rasim'i, Alaeddin'i gördüm. Soyadları Özdenören. Birbirimizi iyi tanıyorduk.  Alaeddin sonradan öldü. Rasim hayatta. Televizyon programları yapıyor her ay. Dinliyorum. Sohbet ettik biraz. Rasim'e dedim ki, 'Ablanız nasıl,  ne yapıyor?'  'Ablamı nişanladık. On gün sonra gelin oluyor'  dedi... Allahhh! Maraş kafama geçmedi mi... Başım döndü, öyle kötü oldum ki... Dedim kendi kendime,

'O benim artık anam, bacım.'

TÜRKÜYÜ NASIL BESTLEDİ?

"Eve geldim. Uykum yok. Yatamıyorum. Tamburla bir şeyler çalıyorum.  'Dur ki dedim, sözlerini yazayım önce. 'Gurban olduğum Allah herkese bir şeyler veriyorsun. Mevlam bir çok dert vermiş... Beraberinde derman veriyor. Verem olmuş ilacını veriyor. Tifo olmuş ilacını veriyor. Bu benim zalım derde -aşka neden ilaç vermedin? Diley diley...'Yani gönül, gönül...’

Nevzat Gülöz'ün ablası, dayım hanımı yengem Saadet Gülöz Başbay, duramıyor,  söze giriyor: 'Dayın Ankara'ya gitmişti. Fadime kucağımda, Zeynep'e hamileyim, uyandım. Gece ikiydi. Nevzat tambur çalıyor. Beni çağırdı, 'Abla gel hele gel!' dedi.  Gittim, bunu bestelemiş. Dedim ki, 'Ne kadar güzel, ne kadar güzel...' "

FAHRİ KAYAHAN'LA NASIL TANIŞTI?

"Malatya'da duramıyordum. İstanbul'a gittim. Doğru Fahri Kayahan'ın yanına. Tambur çalmak istedim. Beni dinledi. Çok beğendi. Tambur çalarken her perdeye mızrabı vurursan o müziğin tadı olmaz. Beni böyle dinlemiş kalmış ayakta. Mest olmuş. Kesmeyeyim diye, yani çalmama devam edeyim diye öyle kalmış. Ben de belliyorum ki gitti! Bana çok ısrar etti Rahmetli Fahri. 'Malatya'ya gitmeyeceksin.' dedi. 'Buraya 15-20 kişi geldi çaldı, hepsini saldım. Benim yerimi sen dolduracaksın' dedi.

TÜRKÜ FAHRİ KAYAHAN'A NASIL ULAŞTI?

Bestemi sahnede okudu herhalde...  Bir gün bana, 'Aslan yavrusu, mali durumum hiç iyi değil' dedi. Dedim, 'Abi, ben sizden para istemiyorum ki! Kusura bakma!' dedim. Bu lafıma öyle duygulandı ki... 'Benim şevkimi kırdın' dedi. Besteyi verdim. Dedi ki, ' Plağa okursam Nevzat Özüm mü, Gülöz mü ne… adını yazacağım.', 'Sen onları yaz, kağıdı bana ver' dedi."

SONRA NE OLDU?

"İşte, plağa verecekler. Beni arıyor. Bulamıyor. Yemenici Artin vardı. Bunun ahbabıydı. Onu aramış. Telefon açmış. 'O aslan yavrusu nerde?' diyor, 'İmzası lazım şeye'. O da diyor ki, 'Askere gitti' Askere gittiğimi duyunca, 'Eyvah! Eyvah!' diyor, sonra kendi adını yazıyor besteye.

Ablası, yengem Saadet Gülöz Başbay söze alıyor, 'O öldükten sonra, yanındaki kadın yine buraya haber saldı. Gelsin bestesine sahip olsun' diye. 'Gitmedi.' diyor.

FAHRİ KAYAHAN SEDEF İŞLEMELİ TAMBUR GÖNDERMİŞ

"Bir tambur göndermişti.  Tabut gibi bir şey, onun içerisine koymuş göndermiş. İşlemeli. İzine gelmiştim. Askere giderken onu da götürdüm. Orada yüzbaşı mı kim, yere vurdu, kırdı..." dedi.

Nevzat Gülöz'ün iki yeğeni Kadir Gülöz ve Mehmet Emin Başbay özel kutu içinde gönderilen sedef işlemeli tamburu bizzat PTT'den kendilerinin getirdiklerini bana söylemişlerdi.

Çocukken, dayımgilde gördüğüm, kırık plak parçası üzerinde, ‘okuyan Kemal Çığrık, beste Nevzat Gülöz’ yazdığını okumuştum.  

Bir hukukçu olarak incelemelerim sonunda, dayım Nevzat Gülöz’ün anlattığı her vakıanın, bütün tafsilatıyla gerçekle örtüştüğünü saptadım.

Nedime’yi gördüğü yaşlar, ikiz kardeşlerin ilk, ortaokul yılları, Maraş’a döndükleri, dayım Gülöz’ün Maraş’a gidip kardeşlerle konuştuğu, “Maraş’ı kafama geçti” dedirten durumu öğrendiği yıl, Malatya’ya gelip, ablasının (yengemin) evinde türküyü bestelediği gece, yengemin tanıklığı, kucağındaki ve hamile olduğu dayı kızlarının yaşları, Fahri Kayahan’ın sedef kaplı tambur gönderdiği, Kadir, Mehmet abilerin PTT’den getirmeleri… hepsi yatak-yorgan gibi birbiriyle örtüşüyor.

Basına verdiğim yazıda bunları madde madde yazmış, sonunda da,

“Türkü sahibinin olsun, hak yerini bulsun!” demiştim.

Açıklamam basınımızda geniş yer bulmuştu.

İki sene kadar sonra, e posta adresime, Yaşar Özürküt adıyla bir ileti geldi.

“Günaydın Selahattin Bey,

İstanbul Radyosundan yayımladığım öyküleriyle türküler programımda yayımlamak üzere araştırma yaparken, ‘Mevlam birçok dert vermiş’ türküsünün öyküsüne ilişkin bir yazınıza rastladım.24.07.2017’de, Bestekar Nevzat GÜLÖZ ile bir söyleşi yaptığınız ve seslerin elinizde olduğunu yazmıştınız. Bu sesler kullanılacak kalitede mi acaba? Sizin aktaracağınız bilgilerle de besleyince türkünün öyküsünü yansıtabilir miyiz?

Bu konuda yardımcı olursanız, türkünün sahibine maledilmesi konusunda bizim programın da katkısının olacağını umuyorum. Sevgi ve selamlar. Yaşar Özürküt.” (Bu yazımızın devamı olabilir…)