Bilgi ne garip bir şeydir değil mi?
Bilgi edinmek, bilgiyi aramak, bilgilenmek...
Her gün her dakika, her nefes alışımızda bir şeyler öğreniyoruz. Bir şeyler beynimize yerleşiyor. Birtakım şeyler edinmek için okuyoruz, görüyoruz, dinliyoruz, geziyoruz.
Hani klasik bi soru vardır ya; “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi ?”diye.
Genelde bu sorunun yanıtı, “GEZEN” kısmı olur. Aslında hep söylerim; ikisini de yapan daha bilir diye...
Gezerken okumak...
Fantastik bi durum yani...
***
Bazen de elinde yani beynindeki bilginin yanlış bilgi olduğunu öğrenince şaşırırsın. Önce inanmak istemezsin. Ama o şaşkınlık ve yeni bilgi başlıkları beni hep heyecanlandırmıştır. Bi haz, bi mutluluk duyarım. Ve peygamber tebliği gibi herkese anlatmak isterim o yeni bilgiyi.
Gerçek bilgi de, paylaşılan bilgi değil midir? O bilgiyi pay ede ede ufacık edersin; ekmek kırıntıları gibi...
Mesela, ISPANAK lakaplı sebzenin içerisinde, demirin hiç olmayışını duyunca, kahkaha atmıştım. Sonra,"aaa, yaaa..." gibi ünlemli kelimeleri sıralamıştım.
ABD hükümetinin, ıspanak tüketilmediği için, kendi üreticilerine bir formülüymüş bu ıspanak ile demir evliliği... Hatta Temel Reis çizgi filmi, bu formülün sonucunda çıkmış. Ve bütün dünyaya yıllarca yutturulmuş.
Ne garip değil mi?
Halen bu yanlış bilgiyi yutan aileler de vardır elbette!
Türkiye'de yıllarca, her anne ve her çocuk arasında, ıspanak geyiği ciddi bir olaymış gibi konuşulmuştur. Ve her defasında bu geyik, kimyasal bir bileşim gibi,"Ne kadar ıspanak, o kadar demir." sonucuna varılmıştır. İşi abartıp ıspanağa kısaca "FE" diyen ailelerimiz de vardı(!)
Beynin sağ lopuna yerleşmiş bu yanlış bilgiye format atmak gerektiğinde,"aaa,yaaa,vay be…" li cümleler başlar.
Beyinlerdeki yanlış bilgi bence, en çok tarih başlıklı bilgilerdedir.
Antik çağlarda ki bilinen bilgilerin aslında ne kadar yanlış bilgi olduğunu düşünemiyorum bile...
Eski çağları bırak, yakın tarihimizle ilgili bi' ton yanlış bilgi var beyinlerimizde...
Hadi bir örnek daha vereyim...
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, Samsun’a çıkışından bir hafta sonra, HAVZA' ya gitmek için yola çıkmıştır. İngilizlerden dolayı, karargâhı HAVZA' ya kurmayı düşünüyordu. Yanında iki-üç subayla yola devam ederken, araba bozulur ve yolu yayan devam ederler. Samsun’un bu bahar havasında yürürlerken, bir subay, bir şarkı mırıldanmaya başlar. Bu şarkı Büyük Deha’nın çok hoşuna gider. Artık herkes bilir bu şarkıyı. Subayların dilinden düşmez bu şarkı. Cumhurriyet’den sonra bu şarkı,19 MAYIS MARŞI halini alır. Ama bu şarkı aslında, ROMANTİK BİR İSVEÇ ŞARKISIYDI. (Kaynak: Lord Kinross, Atatürk)
Yine şaşırdınız değil mi?
Siz yine de araştırın, öylemiymiş diye...
"Hepimiz birer yalancıyız; çünkü dünün doğruları, yarının yalanları olup çıkıyor. D.H.LAWRANCE"