İçimiz, dışımız, yanımız, yakınımız, uzağımız siyaset olmuş. Her taraf siyaset kokuyor. Bu koku öyle bir koku ki, bilen de bilmeyen de o kokuyu anlıyor. Ortada çok malzemeli bir sıcak yemek var ve herkes o yemeğin ne olduğunu görmeden koklayarak anlayabiliyor. O yemeğin içindeki malzemeleri kaç kişi biliyor?


Malatya, siyaseti hem biliyor hem de bilmiyor bence… Hem çok ilgiliyiz hem de çok ilgisiziz! Saçma bir cümle gibi gelebilir size, açıklayayım: Birilerini sürekli eleştiriyoruz ve birilerini takım tutar gibi tutuyoruz. Takım tutar gibi tuttuğumuz lidere eleştiri hiç yapamazken, sürekli eleştirdiğimiz liderin olumlu bir tarafını hiç konuşmuyoruz. Açıklama bu değil tabii ki, devam edeyim…


Siyaseti çok iyi biliyoruz çünkü; hem yerel siyaseti hem de ulusal siyasete hâkimiz. Gazete okuruz, sürekli habere aç gibi davranırız. Ve okuduğumuz veya seyrettiğimiz habere yorum katarız ve kendi fikrimizi etrafımızla paylaşırız. Beynimizin çok az bir bölümü bu haberler ile doludur ama daha geniş yer kaplayan bölüm “yorum” bölümüdür. Beynimizin büyük bir bölümünü bu haberlere kattığımız yorumlar kaplar. Ve bu yorumlar ideolojilerimiz ile doğru orantılıdır. Haber nasıl olursa olsun, biz kafamızda istediğimiz yorumu saklarız ve öyle yorumlarız. Sanki o şekilde formatlanmış gibiyiz.


Siyaseti hiç bilmiyoruz çünkü; hem yerel siyaseti hem de ulusal siyaseti hiç takip etmeyiz. Takip edenlerden duyarız. Gazete okumayız veya televizyonda haberlere bakmayız. Okuyanlardan veya izleyenlerden dinleriz. Fakat bir siyasi görüşümüz vardır. O siyasi görüşün ne olduğu, nasıl olduğu, hangi evrelerden geçtiği önemli değildir. Duyduklarımız ile kafamızda bir anlam çıkarırız ve öyle hareket ederiz. Aradaki gelişmeler önemli değildir.


Siyaseti bilen de bilmeyen de motomot bir anlayışa sahip ve o anlayışın peşinden yıllarca devam etmektedir. Buradaki o anlayışın doğruluğu veya yanlışlığı bu yazının konusu değil. Bu yazının esas konusu, bilen de bilmeyen de aynı duruşu gösteriyor. Farklı fikirler çıkıyor ama o farklı fikirleri devşirmeye uğraşıyoruz. Bilinen bir örnek vereyim…


Eski belediye binasının yıkıldığı anları ve sonrasını Malatya’da yaşayan herkes iyi hatırlayacaktır. O zaman ki belediye başkanı ve şimdiki milletvekilimiz Cemal Akın öyle bir karar almıştı. Siyaseti bilen de bilmeyen de ne yaptı o bina yıkıldıktan sonra? Ortada bir sonuç vardı ama biz o sonucu devşirmeye çalıştık. İki fikrin de yorumlaması maalesef aynı oldu. O günkü muhalifler de aynı şekilde yaklaştı olaya, savunanlar da.


Veya güncel bir örnek vereyim…


Sezen Aksu ülkedeki son olayları eleştiren bir yazı yazdı. Yani Başbakan’ı eleştirdi. Sezen Aksu bir sanatçıdır ve fikrini söylemiştir. Doğrudur yanlıştır ama Sezen Aksu’yu eleştirenlere bakıyorum hepsi CHP’yi savunan insanlar. “Sen daha önce Başbakan’ı övmüştün, savunmuştun. Sen kimsin ki şimdi eleştiri yapıyorsun? Geçti Bor’un pazarı…” gibi eleştiriler yapılıyor sosyal medyada…


Yani birini savundun mu daha eleştiremezsin veya birini eleştirdin mi bir daha o insanı savunamazsın. Bu mantık bu kadar basit bir mantıktır. Askerde kısa künye yapamayan garip erin, bir duvara doğru 100 kere kısa künye okutulmasına benziyor bu anlayış. Ya rahat’tasın ya hazır ol’dasın… Ortası yok!