Ne güzel insanlar şu Malatyalılar…

Bu kadar mı tutkun olur birbirine bir memleketin insanları, bu kadar mı milliyetçilik duyguları zirvede olur…

Hafta sonu oynanacak Hacettepe maçı için 1 gün önceden gittiğimiz Ankara’da gördüğüm tablonun yüksek tesiri altındayım hala.

Bu kadar mı sevilir uzaktan memleket, bu kadar mı büyük özlem duyulur…

Samimiyetle söylüyorum Malatyalı olduğum için, artık ciddi ciddi “imtiyazlıyım ben” demeye başladım. Adımımızı nereye atsak bir Malatyalı… Hem de ne Malatyalı! Hepsi etkili, hepsi söz sahibi, hepsi işinde oldukça başarılı...

Gelelim maça…

Hacettepe maçına kadar, bu ligde bu kadar çok koşan, bu kadar pas yapan bir takımın varlığından bahsetse birisi, güler geçerdim. Arda Kardeşler’in başlangıç düdüğüyle birlikte öğrenmiş oldum.

Takımın yaş ortalaması 21, bilemedin 22… Düşünün bu kadar genç bir takım olmasına rağmen, sanki yıllardır ligin tozunu toprağını yutmuş gibi oynuyorlar. Gençlerbirliği Kulübü boşuna Türkiye liglerinin “bacasız fabrikası” diye adlandırılmıyor.

Yalnız o saha neydi öyle? Tam bir rezalet… Cebeci İnönü Stadı’nda hala futbol müsabakası oynatan Federasyon’u da, Türk futbol büyüğü Sayın İlhan Cavcav’ı da kınıyorum.

Gelelim bize…

Yeni Malatyaspor açısından kolay bir maç olmayacağı tahmin ediliyordu, bu tahminler boşa çıkmadı.

Sahada mücadele eden kaleci Şener’inden en uçtaki Aydın’ına kadar, takımdaki herkesin ayaklarına karasular inene kadar koştuğu, ancak buna rağmen genç rakip karşısında bazen çaresiz kalındığı kuru Ankara ayazında oynanan maçta, güzel gollerin yanında, tecrübenin de çaylaklığa karşı üstün gelişine şahit olduk.

Futbol bazen mücadele de değildir!

Bizim takım bazı maçlarda fazlasıyla kötü oynama kredibilitesini kullanıyor, tamam… Hatta bundan dolayı bir hafta önce kendisine methiyeler yağdırmış kişinin kafasını yere eğdiriyor amenna, ancak o kazanma hırsı yok mu, o kazanma hırsı…

İşte o hırs, bazen 12 kişi oynatıyor, bazen 30 metreden rakip ağlara güdümlü füze gönderiyor, bazen de genç bir takım karşısında göbeği çatlatana kadar koşturuyor.

Peki, saha dışındaki 12’nci adama ne demeli?

Yahu arkadaşlar, sizin eviniz- barkınız, karınız, kız arkadaşınız yok mu? Bu nasıl sevgi, bu nasıl bir aşktır sizin ki?

O Ankara ayazında, o akustiği olmayan statta nasıl bu kadar taraftar olabiliyorsunuz, bravo doğrusu!

Sanmayın ki bu karşılıksız sevginiz sonuçsuz kalır ha! Sahadaki futbolcu görmezse Allah görür.

ŞÜKÜR YARABBİM!

Bazen gönüller paylaşımsız duygularla dolar taşar ya… Bazen oturup sadece dinlemek, yüreğini beslemek istersin ya…

Bazen birini, sadece birini görmek, ondan beslenmek, hatta bıkana kadar kafanı sallayıp, onaylamak gelir ya söylediklerini “O kişi”nin.

Bu kişi bazen yârin olur, bazen anan, bazen de dostun… Ama her zaman varlığına şükreder, benliğiyle neşe dolarsın.

İşte, bana gayet iyi gelen, akli melekelerimi dizginleyen “O kişi”nin varlığına şükrediyorum…

“Yüce Allah’a şükretmemiz için o kadar güzel nedenlerimiz var ki!” demekle, “şükür”cü sayılır mıyız bilmem ama şunu çok iyi biliyorum: kalben, ruhen ve bedenen bir şükür namazının secdesindeyim!