Eğer Anadolu irfanı diye bir şey varsa o bitti ve eskide kaldı. Artık ilimin ve bilimin peşinden giden bir nesil yok artık. Bizden asırlar önce yaşayanlar bizim yerimize konuşmuşlar gibi. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Karacaoğlan, Köroğlu ve daha nice yaşam üstâdları. Hepsi geride kaldı artık. Bilge halk insanları kalmadı, yerlerini kimse dolduramadı. Bize hediye edilen eserleri ise bizden hep uzakta kaldı. Okunmayan, sadece üniversitelerde sınav konusu olarak yer alan çınarlar. Dede Korkutlar, hikâyeler, mesneviler ve şiirler.
Bir açıp okuyabilsek, anlayabilsek bu insanları, hayattan birçok ipucu buluruz. Söyleyebildiklerimiz, söyleyemediklerimiz var eserlerinde. Bizden önce söylenmiş ve söylenmeye devam edecek bir hazine gibi niceleri. Asırlar sonrasında da değişmeyen, benzer kalan şeyler var. Şunu anlamak gerekir ki hayatlar değişse de insanlar değişmiyor, sıkıntılar, dertler yine hep aynı.
“Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük/Bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri” demiş Mevlana. Ve asırlar geçti aradan. Bu kupkuru yerlerde yakınmadan, zulümlerden başka bir şey gören var mı?
Pir Sultan demiş “Ben de şu dünyaya geldim giderim, Kalsın benim davam divana kalsın.” Belli ki o da bizim gibi haksızlıklara, adaletsizliklere şahit olmuş. Hakkını Divan’a bırakmış.
“Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge/Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı” diyerek bahar rüzgârlarından başka kimsenin kapısını açmadığını söylemiş Fuzuli, yalnızlıktan dem vurmuş. Belki de bizim kendimize bile itiraf edemediğimiz gibi.
“Ben dünyayı sonsuza dek belledim/Meğer dünya dört sultanlık yer imiş” diyerek hayatın ne kadar kısa olduğundan dem vurmuş Karac’oğlan. Her şeyin bir sonunun olduğunu hatırlatmış. Elimizdekiler bizim değil ve hayat gelip geçici.
Dadaloğlu da yiğitçe durmuş kadere karşı ve yalancı dostlardan yakınmış; ”Yürü yiğit yürü yolundan kalma/Her yüze güleni dost olur sanma/Ölümden korkup da sen geri durma/Yiğidin alnına yazılan gelir” demiş en kısa haliyle.
Bunlar gibi ciltlerce eser var mazimizde. Her biri yaşamın kullanma kılavuzu gibi. Eğer üretemiyorsak bile yenilerini, bizim söyleyeceklerimizi söylemiş olanların arkasında durmalıyız. Hayatlar değişti ama yaşananlar değişmedi. Ve bir kültür hazinesi gibi, Anadolu’nun en iyi yanlarından olan bu filozoflar hep doğruyu söyledi.