“Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
Düşün, olasılık, atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki zamanı
Yarının çocukları, gülleri için
Her birinin ayva tüyü, çilleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini.
He canım,
Sen getir üstünü.” (Ahmed Arif)
Yaşananlara dönüp bakınca aklı almıyor insanın. Uzay çağı, medeniyetler, teknolojiler, megakentler ve rahat, zenginlik dolu hayatlar. Diğer tarafta ise zulüm, yoksulluk, savaş ve mazlumlar. Ne olursa tüm dünyanın gözleri önünde, utanmadan, sıkılmadan oluyor.
Bakınca bu yaşanılanların mantıklı bir yanı yok ama ne olursa açık açık tüm dünyanın önünde oluyor. İnsan haklarını belirleyenler bu haksızlık karşısında seslerini dahi çıkarmazken fotoğraflar çok şey anlatıyor. Ölümün kol gezdiği topraklarda, Filistin’de, çocuklar açlıktan ölüyor.
Filistin’de ölen her çocukla birlikte, her insanla birlikte insanlık da gidiyor ve her ne kadar gelişirse çağ, bunların insanlığı da o derece azalıyor.
Bir yanda üst düzey telefonlar, bilgisayarlar, saatler, gözlükler…Diğer tarafta ekmek yok, su yok, ilaç yok…Yıllardır sistemli bir şekilde yapılan katliam var, zulüm var.
Ahmed Arif’in de dediği gibi, uzay çağında bir ayağımız, bir ayağımız ise ham çarık kıl çorapta. Olasılık, atom fiziği ve daha niceleri ilerlerken adalet anlayışı geriye gidiyor.