Bir zamanlar aynı sofrada buluşmanın, büyüklerin elini öpmenin ve içten gelen birkaç cümleyle bayramlaşmanın simgesi olan bayramlar, bugün teknolojinin ve tatil anlayışının gölgesinde eski sıcaklığını kaybediyor. Geleneklerin unutulmasıyla birlikte bayramların manevi ruhu da her geçen yıl biraz daha silinmeye yüz tutarken Malatya Kültür ve Yaşam Derneği Başkanı Atilla Kantarcı, eski ve yeni bayramları karşılaştırıp önemli açıklamalarda bulundu.


“Eski bayramları aramıyorum desem yalan söylemiş olurum” diyen Malatya Kültür ve Yaşam Derneği Başkanı Atilla Kantarcı, gerçekten çocukluk yıllarındaki bayramları aramamanın mümkün olmadığını söyledi.


“İNSANLAR İLK FIRSATTA TATİLE ÇIKIYOR”


Eski bayramların çocuklar için önemine dikkat çeken Kantarcı,

“O bayramlar, tatil olarak görülmediği yılların bayramlarıydı. Bayramlar; büyüklerin elini öpmek, hâlini hatırını sormak ve onların hayır duasını almak için bir fırsat sayılırdı. Onun için insanlar annelerinin, babalarının, komşularının ve yakınlarının ellerini öpmeye, hayır dualarını almaya gelirlerdi. Şimdi ise maalesef bayramlar tatil olarak görülüyor ve insanlar ilk fırsatta tatile çıkıyor. Bayram sabahlarına gelecek olursak… Biz bayram sabahlarını büyük bir heyecanla beklerdik. Yeni bir şeyler alınmışsa onları yatağımızın kenarında saklar, bayram sabahı erkenden giymek isterdik. Tabii o yıllar şimdiki gibi değildi. Çocuklara bayramdan bayrama bir şeyler alınırdı; ayakkabı, kıyafet vesaire. Bunlar çocuklar açısından son derece önemliydi”

ifadelerini kullandı.


“BAYRAM GÜNLERİ EKMEK ÇIKMAZDI”

Malatya’da bugün başladı: Menüde asırlık tarifler, arkasında 3 bin yıllık tarih var!
Malatya’da bugün başladı: Menüde asırlık tarifler, arkasında 3 bin yıllık tarih var!
İçeriği Görüntüle


Yaşadıkları o bayramları anlatan Kantarcı şunları kaydetti:


“Bayramlıklarımızı giydikten sonra ilk işimiz büyüklerimizin elini öpmek olurdu. Bu arada büyükler bayram namazından gelir, ardından kurban kesme telaşına düşerlerdi. Kurban kesme işi bittikten sonra aile büyükleriyle birlikte sofraya oturulurdu. Ama ben ona kahvaltı demeyeceğim; bayram yemeği derdik biz ona. Malatya’da bayram günü kahvaltı yapılmazdı, mutlaka yemek hazırlanırdı. Ailece oturulur, bayram yemeği yenirdi. Sonrasında herkes dağılır ve ziyaretler başlardı. O yıllardan kalan en önemli şeylerden biri de şuydu: Şimdiki gibi kurumların hazırladığı hazır mesajlar gönderilmezdi. Tebrik kartları vardı. İnsanlar bu kartlara içlerinden gelen, gönüllerinden kopan duyguları yazar ve herkese ayrı ayrı gönderirdi. Bence bu çok önemli bir ayrıntı. Bayram günleri ekmek çıkmazdı. Şimdiki neslin pek bilmediği bir şeydir bu. Fırınlar kapalı olurdu. Bu yüzden bayram öncesinde ekmek alınır, eve stok yapılırdı. Bayram günü gazete de çıkmazdı. Bunun yerine Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından ‘Bayram Gazetesi’ yayımlanırdı.”


“GÖNDERDİĞİMİZ MESAJLAR BİLE ARTIK BİZE AİT DEĞİL”


Eski bayramlarla şimdiki bayramları kıyaslayan Kantarcı,

“Eski bayramlarla şimdikiler arasında ne fark var diye sorarsanız, açık söylemek gerekirse tadı tuzu yok artık. Teknoloji de bunda etkili oldu tabii. Gönderdiğimiz mesajlar bile artık bize ait değil. İçimizden gelmeyen sözleri yazıyoruz. Bayramı bir tatil fırsatı olarak görmeye başladık. Bir de artık kişiye özel mesaj yazılmıyor. Toplu mesaj gönderiyoruz. Hep aynı sözler. Üstelik bunların çoğu telekomünikasyon şirketlerinin hazırladığı mesajlar. Bana geleni ben başkasına gönderiyorum, o da başkasına. Böyle bir döngü içinde gidiyoruz. İçinde duygu yok, sevgi yok. Benim gerçekten söylemek istediğim hiçbir şey yok o mesajların içinde”

şeklinde konuştu.


“DEMEK Kİ BEN GÖREVİMİ YAPMIŞIM”


Gelenekleri çocuklara aşılamak için büyüklere büyük görevler düştüğünü söyleyen Kantarcı,

“Bayramlarda duygu da kalmadı artık. Bayramı gerçekten bayram olduğu için mi yaşıyoruz, ondan da emin değilim. İçimizden gelerek yaşamıyoruz. Sanki görevmiş gibi, ‘mış gibi’ yapıyoruz. Gençlere ne söylemek istersiniz diye soruyorsunuz ama ben önce büyüklere bir şey söylemek istiyorum. Gelenekleri yaşatmak için en büyük görev büyüklere düşüyor. Kültürümüzü her fırsatta gençlere anlatmaları gerekiyor. Bakın, benim 3 tane torunum var. Daha küçükler; yedi, sekiz, on iki yaşlarındalar. Ama hepsi bayram yemeğinin mutluluğunu ve heyecanını yaşıyor. ‘Bayram sabahı olsa da dedemin başında olduğu sofrada oturup o bayram yemeğini yesek.’ diye heyecanla bekliyorlar. Buna eminim. Demek ki çocuklara bunu yaşatınca onlar da bayramı iple çekiyor. Ben çocukken annemle, babamla ve büyüklerimle yediğim bayram yemeklerini nasıl özlediysem, şimdi benim torunlarım da aynı duyguyu yaşıyor. Buradan şu sonuç çıkıyor: Demek ki ben görevimi yapmışım. Ben bütün büyüklerden de bu görevlerini yerine getirmelerini rica ediyorum. Çünkü biz yarın olmayacağız; bu nesil devam edecek. Kültürümüzü unutursak, her zaman söylediğim gibi, kültür emperyalizmi kapımızda bizi bekliyor. Bu yüzden çocuklarımıza ve gençlerimize kendi kültürümüzü öğretmek, benimsetmek ve yaşatmak zorundayız”

ifadelerine yer verdi.

Muhabir: MUTLU SARIGÜL