Şemsiye Sokak’ta bulunan PTT’den çıktım. Herkesin kafalarını havaya kaldırarak (şemsiyelere bakarak) yürüdüğü alanda ilerlerken, az ötede küçük bir çocuğun balonu elinden kaçtı. Annesi ve babası vardı yanında (tahminimce). Balon yavaş yavaş yükselirken çocuğun babası onu yakalamaya çalıştı.

O an, babanın balonu yakalamasını da balonun özgürlüğüne kavuşmasını da istiyordum. Garip bir ikilem… Kazanan balon oldu ve uçsuz bucaksız gökyüzünde özgürlüğüne kavuştu. İmrenilecek kadar güzeldi…

Balonun özgürlüğüne doğru yol alışını izlerken- ki özgürlüğü onun yok oluşuydu- her bir insanın ne kadar da tutsak olduğunu düşündüm. Ya da daha açık bir deyişle, bir balon kadar olamadığımızı…

Gülmeyin…

Az önce PTT’den çıkmıştım ve basit bir kağıdı iki şehir öteye göndermiştim. Tek bir kağıdın iki şehir öteye gitmesi için de 9 lira para ödemiştim.

9 lira…

9 ekmek parası…

Bazılarınız için bu pek de cep yakan bir anlam ifade etmiyor. Benim için de öyle.

Ama evine her gün ekmek götürmek için çalışan bir inşaat işçisi için öyle değil. Ya da cebinde bir kuruşu olmayan bir öğrenci için de… Emekli maaşını kiraya, suya, elektriğe veren amcalarımızı, hastası olan babaları, çocuklarına okul harçlığı veremeyen aileleri saymıyorum bile…

Belki çok abarttığımı düşüneceksiniz ama 9 lira herkes için aynı şeyi ifade etmiyor.

Yıllarca KPSS’ye hazırlanıp 10 lirası olmadığı için sınav ücretini yatıramayan ve geleceğinden ödün veren insanlar tanıyorum ben.

9 lira benim için ya da öbürü için bir anlam ifade etmeyebilir ama birçok insan için inanılmaz anlamlar ifade ediyor.

Özelde PTT’ye, genelde neredeyse tüm kurumlara bu lafım:

Bu kadar, insanları zor duruma düşürecek hunhar bir düşünce olamaz, olmamalı…

Bunları düşünürken, özgürlüğüne yol alan balona odaklandım tekrar.

O özgürlüğüne yol alırken, biz az önce belirttiğim hunhar güçlerin ve bize reva gördükleri dertlerin tutsaklığında yaşamaya devam ediyorduk./edecektik.