Baharın kuş kanatlarını güçlendirdiği bir Malatya sabahında uçakların geçiş sesiyle Nevzat yatağından fırladı. Rüyasında yine uçuyordu. O gün bu gün müydü? Evin kapısından çıkarak arka taraftaki tahta merdivenden evlerinin damına çıkmaya başladı. Hafiften mırıldanıyordu, “Baba uçak olacağım, uçacağım kimse bana kavuşamayacak. İnanmayan mahalleli görsün bakalım.” Nevzat evlerinin damına çıktığında ellerini asker selamı veren nefer gibi siper ederek güneşin yeni uyanmış gözlerini kamaştıran ışıklarını uzaklaştırarak sesini duyduğu uçağı aradı. Uzaklarda ardında bulut bırakarak küçülmüş uçağı gördü ve hiç düşünmeden damdan o yöne doğru koşarak, “BEN BÖYLE UÇACAĞIM PİLOT OLACAĞIM BENİ BÖYLE GÖRECEKSİNİZ…” diyerek atladı. Havadayken hala gözü uçaktaydı boşlukta yere düştü, yaralandı. Mahalleli hemen toplanıp ev halkına haber verdi. Anne ağıtla Nevzat’ı yerden alıp göğsüne bastı. Mahalleli babaya da haber ulaştırdı. Elindeki işini yere atıp koşan baba eve geldiğinde Nevzat tahta sömiye üstünde serili yatakta yatmaktaydı. Baba yüreğinde göklere çıkardığı evladını öyle kanadı kırık kuş gibi yatar vaziyette görünce hiç haykırmadığı kadar ağlayarak koştu. Üzerine yatar gibi incitmeden, kıyamadan gözyaşını oğlunun haline akıtmaya başladı.

Nevzat daldığı uykudan uyanıp, “Baba ben uçak oldum. Bizim evin üstünde uçan uçağın ardından uçtum ama sonra düştüm. Baba ben uçak oldu sen gördün mü?” “Gördüm oğlum, görmez miyim. Neren ağrıyor oğlum, noldu sana?” “Baba düştüm ya dizim ağrıdı biraz, geçer baba ama gördün değil mi? Baba ben uçak oldum şimdi biraz uykum var baba uçak olmak için erkenden kalktım ya biraz uyuyam baba.” “Tamam oğlum uyu ama iyisin değil mi?” “İyiyim baba uçak oldum ya çok iyiyim ben.” diyerek Nevzat uykuya daldı.

Birkaç gün dalgın uykulu gezdi Nevzat ama birden sancılandı. Baba hastaneye kaldırmak için araç çağırttı, haber duyulunca tüm mahalleli kapıya birikmişti. Nevzatın arkadaşları kapıda bekleşiyorlardı. Baba kucağında Nevzat çıkınca hepsi birden, “Nevzat sen uçak oldun biz gördük” dediler. Nevzat hafiften gülerek, elini kaldırarak vedalaşır gibi salladı, sonra kendini baba kollarına bıraktı. Hastaneye götürüldükten birkaç saat sonra can verdi.

Baba yüreğ iöyle bir parçalanmıştı ki her şeyi Nevzat’ıyla yitirmiş gibiydi. Nevzat’ın ölümünün üzerinden haftalar geçmeden baba Gaziantep yoluna düştü. Taş ustaları bularak uçağa benzer mezar taşı yaptırtarak o günün ilkel şartlarında Malatya’ya getirmeye çalıştı. Yaptırdığı taş mezar iki defa yolda kırıldı, her defasında baba geri dönüp yaptırdı. Sonunda getirmeyi başarıp oğlunun mezarına bıraktı ve her yıl solan uçak mezar taşını yeşile kırmızıya ve maviye boyadı…

Bu olay Malatya’da yaşanıyor. Bu mezar şu an Sancaktar Mezarlığı’nda bulunuyor…

(Nevzat’ın hikayesini önceki gün yayınlamıştık. Dün teknik bir arızadan dolayı yayınlayamadığımız yazının devamı bugün yayınlandı.)