Türkiye’deki ”çalışma” hayatını inceleyen Alman “uzman” hatırladığım kadarıyla şu tespitte bulunmuştu kaç yıl önce: “Türk insanı müşteriye gereksiz bilgiler veriyor ve hatta olumlu sonuçlanmayan görüşmeden sonra o görüştüğü insanı düşman gibi görüyor.”
O Alman bu örnekleri verirken, kendine “kurumsal” diyen ve üç günde bir fikir değiştiren şirketlerden haberdar değildir galiba. Çünkü bu incelemeyi, herkesin bildiği büyük holdinglerin çalışanlarını gözlemleyerek ve o holdinglerin alt şirketlerinde gerçekleştirdi.
Türkiye’de çok enteresan bir “iş” mantığımız var. Bu enteresanlık genlerimizden geliyor galiba.
Teoride beyefendi gözüken ve güzel giyinen yani pazarlama diliyle prezantabl bir insanın telefonda müşteri ile konuşurken ki hali ile telefonu kapattıktan sonraki hali bu topraklarda farklılık gösterir.
-Efenim merhabalar, falan firmanın filan bölümünden arıyorum. Nasılsınız? Sizin de bildiğiniz gibi Türkiye’nin en kaliteli firmasıyla çalışıyorsunuz… (İki dakika uzar gider)
Bu konuşmanın sonunda gelen “hayır” cevabından sonra olayı kurtarma girişimleri de para etmeyince teşekkür edilip telefon kapatılır. O an çok önemlidir.
O prezantabl insan, muhteşem cümle öbeklerini sıralayan insan, kendini kaldırımda oturan ve çekirdek çıtlatan bir grubun içinde zanneder.
Türkiye’nin çoğu firmasında, pazarlamacıların büyük bir çoğunluğu o olumsuz telefon konuşmasından iki saniye sonra iki kelimelik yarım bir cümle kurar. Bu yarım cümleye küfür diyenler de olabilir refleks diyenlerde olabilir. Hayatın akışı da diyebilirsiniz!
Hatta bu iki kelime o kadar önemli ve çok kullanışlıdır ki bir spor gazetesinin ismi olmuştur. “Açık Mert Korkusuz” un baş harfleri kullanılmıştır ama algı bu yönde değildir maalesef.
İşin diğer yanı daha çok gariptir. O “hayır” diyen telefonu aranan “müşteri adayı” nın tutumu da aynıdır. Telefon kapandıktan iki saniye sonra o da o iki kelimeyi haykırır.
Ortada bir anlaşma var gibi…
Tabii bu yarım cümle sadece pazarlamacılara has bir kelime değil ama beyefendilikte tavan yapmış gibi duran bir insanın “… Rızkımı sen mi veriyorsun a… k’… mu?” türü bir manevi haykırıştan sonra kravatını düzeltip ikinci aramaya geçmesi ve ses tonunun ana haber spikeri tonuna dönüşmesi bilimsel bir olaydır.
Telefonun diğer ucundaki müşteri adayının muhtemelen kandırılacağını düşünen insanın telefonu kapatır kapatmaz, “A… K…’ muna bak, lise talebesi zannetti gavat” tarzı bir deşarjdan sonra yanındakine “Aşkım nerede yemek yiyelim bugün çok yoğun bir programım var” tarzı bir evrimsel duruma geçmesi bilimin halen üzerinde çalıştığı bir vakadır.
***
Bu yazı mizah kafasıyla yazılmıştır fakat çok fazla kafa yorulmamıştır. Sadece olay aktarılmıştır sayın okurlarım.