Ankara’da düzenlenen turnuvanın ardından Malatya’ya gelen, şehrine ilk kez giriş yapan Yeni Malatyaspor’a, “hoş geldiniz” diyorum.
“Hoş geldiler” diyorum, çünkü geçen yıl ‘saha ve antrenman sahası zemini kötü’ diye takımı 15 günde bir Antalya’ya, İstanbul’a götürüp, şampiyonluğun gazını kaçıranları gördük biz.
Saha ve antrenman sahalarının zemini kötüyken, ilk maçın yeri belirlenmemişken, üstelik lig atlamışken, barınacak bir tesis bile yokken sırf takım ‘Malatya ile bir an önce kaynaşsın’ diye kafileyi buraya getiren Ertuğrul Sağlam’a özellikle teşekkür ediyorum.
İşte hocalık, liderlik, özgüven ve gerçek teknik direktörlük bu!
‘Maç ne de olsa seyircisiz’ deyip, bunca eksikler de ortadayken Osmanlı karşılaşmasını her hangi bir ilde de oynatabilirdi Ertuğrul Hoca. Ama ne yaptı, ‘Malatyaspor Malatyalılarındır ve bu şehrin malıdır’ diyerek onca eksiğe rağmen takımı memleketine, asıl yuvasına, ait olduğu yere getirtti.
Ne diyeyim...
Helal olsun bu duruşuna, cesaretine, liderliğine, risk alacak özgüvenine...
Ertuğrul Sağlam’ın bu davranışını gördükten sonra; yıllarca ‘ne sahte imamlara hoca’ demişiz de haberimiz yokmuş meğer bunu anladım.
Turnuva’daki görüntü!
Yeni Malatyaspor’un 51. Ankara TSYD Kupası’ndaki görüntüsü net yorum yapabilmek için yetersiz kaldı. Bu turnuvadaki performans lig öncesi ciddi bir ölçü niteliği taşıyordu. Ancak tüm takımların oyunu bir birinden vasattı. Karabük turnuvanın şampiyonu olsa da Yeni Malatyaspor’dan daha sıkıcı oynadı. Gençlerbirliği, Osmanlı takımları da bir birinden farksızdı.
Bizim açımızdan ortaya net bir şekilde çıkan, Süper Lig için iyi ya da kötü olduğumuzdan ziyade, bazı oyuncularımızın Süper Lig seviyesinde olmayışının açıkça ortaya çıkmış olmasıydı.
Genelde Yeni Malatyaspor tarzındaki level atlayan ve ilk yılı olan takımlar defansif anlamda iyi, hücumsal anlamda kötüdür en başlarda. Ancak bizde durum tam tersi.
İstediği an hücuma çıkabilen ve bunu tesadüfî toplar ya da ataklarla değil bir sistem içersinde gerçekleştiren Yeni Malatyaspor’un defansif kurgusunda ciddi eksiklikler var.
Aslında kurguda eksiklik yok ama kurguyu oynayan futbolcuda yetersizlikler var.
Murat Akça bir Süper Lig takımının defans oyuncusu olamaz. Rahman, Mba, Ahmet Aras, Eren Tozlu, Murat Yıldırım 18’den bir adım öteye geçemez. Stoper, orta saha ve forvete yapılacak takviyeler tıpkı Aly Cissokho gibi cuk diye oturacak cinsten olmalı.
Aksi halde ilk haftalarda işimiz çok zor olur.
Kurtardığı penaltılara bakılırsa Ertaç, savunmadaki tecrübesiyle Yalçın, hatalarına rağmen fiziksel gücüyle Seth, formaya hazır Aly Cissokho, yanındaki oyunculardan yardım göremediği için kötü görünen Azubuike, tam hazır Dia, şimdilik biraz hareketsiz ve hantal Khalide, fiziksel olarak hazır olmayan Barazite ve istikrarlı Pereira’nın iskelet kadroyu oluşturduğunu görmek mümkün.
Çile çekmekten hoşnut bir toplumuz!
Acıların çocuğu Küçük Emrah filmi bu ülkede daima çok sevilmiştir. Çünkü toplum olarak; çile çekmekten, kolay işleri zora çevirmekten ve yaşadığımız tüm bu sürüncemeli hayattan zevk almak kanımıza işlemiş.
Açılışı Cumhurbaşkanımız tarafından yapılan yeni stattaki durum da aynen böyle.
Hoyratça boşa geçen onca güzelim yaz aylarında yolar bitse, localar bölünse, reklam tabelaları yetişse soyunma odaları genişlese, yönlendirme tabelaları, oto park bağlantıları tamamlansa, passolig sistemi hazır olsa rahat rahat maçımızı oynasak kötü mü olurdu?
Yoo, illa bi eziyet olacak! Trafik sıkışacak, Allah korusun maddi hasarlı kazalar, dışarıda kalmış taraftar, yollarda isyan eden vatandaşlar...
Yapılan son açıklamalara bakılırsa belki siyasi baskı ya da lobiyle bir şekilde stadımız ilk maça eksikleriyle beraber yetişecek. Seyirci olmadığı için bir şekilde ilk haftayı hadi neyse deyip, ‘idare ede ede orada’ oynayacağız.
Benim asıl korkum 26 Ağustos’taki Antalya maçında taraftarın ulaşım ve maça girişte yaşayacağı sıkıntılar. İnşallah o zamana kadar ciddi bir ilerleme kat edilir ve millet maça gelmekten usandırılır hale getirilmez!
Malatyalı o stada bir defa küstü mü, Allah korusun takım Şampiyonlar Ligi’ne de kalsa kimse oraya gitmez!