İnsan beşerdir ya ‘şaşması muhtemel’ anlamı çıkıyor bu ifadeden. Fakat her şaşkınlığın sonu kötülük yapmakla mı sonuçlanacak, işte burası tartışma götürür.
Yaradılanlar içinde hayata yön verebilecek kadar hakimiyet insana verilmiştir. Tabi sınırları olan bir hakimiyet bu. İstediğimiz siyasi partiye oy verebiliriz, istediğimiz insanlarla konuşur, istemediğimizle de konuşmayız. Bu noktada hayatın ve insanın auraları ile paralellik gösteren faaliyetler de bulunmamız bizi rahatlatacak ve mutlu kılacaktır.
Biliyor musunuz, her insan yüreği renklere ve doğaya âşık küçük bir kız çocuğudur. Bizler âlemler arasında dolaşırken (hayvanlar, bitkiler âlemi) o küçük kızın gözleri ile dolaşırız. Peki, o halde bu insanlar neden kötülük yapar?
Ağacı sebepsiz keser, hayvana ve küçük çocuklara işkence yapar, üşüyen bir çocuğa neden kayıtsız kalır?
Komşusunun yokluğunu neden paylaşmaz, yolda düşene neden yardım etmez?
Başım derde girer bahanesi ile enginleri sığdırdığımız hayallerimize, yardımseverliği sığdıramayız…
Çünkü kalbimizde taşıdığımız o küçük kız çocuğunun pencerelerini kötü art düşüncelerle kararttık. O masum kızcağız hala orada fakat göremiyoruz…
Gerçek olan nedir?
İnsanlar kendi kusurlarını gizleyerek, bunu da yetenekmiş gibi sunma gayreti içinde yaşarlar ve bu gayretin içi o kadar boştur ki doldurmak zor ve anlamsızdır.
Bizler hayatta yürürken bıraktığımız izlere o kadar çok önem veriyoruz ki yüreğimizin bıraktığı izlerin farkında bile değiliz. Halbuki aslolan yüreğimizin izidir. Önemli olan yüreğimizin geride bıraktığı izlerdir. Çünkü yürek izi insan olup olmadığımızın en temel göstergesidir.
Gelin bu gün ve bundan sonraki kalan günlerimizde yüreğimizin camlarını kara kirden temizleyelim ve yeniden o küçük kızın doğaya insana bakışına kavuşalım.
Göreceksiniz temiz yürek izleri ile bıraktığımız dünya başka dönecek ve biz onu atlıkarıncaya binmiş küçük kız gibi neşeli geçireceğiz.
Sadece ve sadece kalbimizin pencerelerini aydınlatmamız yetecek…